"Yaşamın amacı nedir?" sorusu anlamsız bir sorudur. Çünkü yaşamın tarihi, amacın tarihinden daha eskidir. Dolayısıyla sorulması gereken asıl soru şöyle olmalıdır:
"Amaç kavramının yaşamdaki yeri nedir? Bu kavram yaşama ne ölçüde hizmet etmektedir?"
Bir gitar telinin yapısını yakından inceleyecek olsaydınız, telin içinde çıkaracağı sesi, yani notayı bulamazdınız. Çünkü ses, tele ait ya da telin içinde yer alan bir özellik değildir.
Telin çevresiyle etkileşmesi sonucu ortaya çıkan bir özellik ya da yan üründür.
Aynı bunun gibi bir canlının beynindeki nöronları mikroskopla yakından inceleyecek olsaydınız; nöronların içinde bilince, imgelere veya seslere rastlamazdınız. Çünkü bunlar nöronların içsel özellikleri değildir. Nöronların birbirleriyle kurdukları etkileşim sonucu ortaya çıkan yan ürünlerdir.
Kipling'in kırkayak öyküsünde şöyle bir olaydan bahsedilir: Kırk ayağının kırkını da rahatlıkla kullanarak yürüyen bir kırkayağın karşısına çıkan bir yabancı, kırkayağın eşsiz hafızasını övmeye başlar ve hiçbir zaman yirmi birinci ayağından önce on ikinci ayağını ya da otuz beşinciden önce yirmi dokuzuncu ayağını atmadığını söyler. Bunu nasıl başardığını kırkayağa sorar. Kırkayak bir an afallar. Çünkü o bunları bilinçsiz şekilde yapıyordur ve bilinçsizce yaptığı bu şeyi düşünerek yapmaya çalışınca bütün ayakları birbirine dolaşır, yürüyemez olur.
Kipling'in burada dikkat çekmeye çalıştığı şey, karmaşanın kendisine özgü düzenidir. Misal, herhangi bir canlının vücudu her saniye milyonlarca karmaşık eylemi bir arada yapar ama canlı bunların hiçbirinin bilincinde olmaz. Çünkü bütün bunları bilinçli bir şekilde yapmak istese, kırkayak gibi afallardı.
Öte taraftan, kırkayağın yaptığı şeyler karmaşık olabilir ama bu karmaşıklık yaptığı şeyi mantıklı kılmaz. Mesela bence kırkayağa asıl sorulması gereken soru şudur:
"Sadece bir adım yol almak için niçin kırk tane ayağını hareket ettirmek zorundasın?"