Buruk bir sızı yüreğimi dağlıyor ve suratımın orta yerine bir tükürük fırlatmak istiyorum. Kendimi tutuyorum. Gözlerimle algıladığımı yok etmeye çalışıyorum. İşte, el ele bunu başarıyoruz. Görüntüm silikleşiyor ve benden uzaklaşıyor ama öte yandan ben de uzaklaşıyorum ve olduğum yerde sarsılıyorum.
Bu içimdeki yabancıya nasıl katlanacağım? Aynı zamanda “ben” dediğim yabancıya? Onu nasıl görmezden geleceğim? Nasıl bilmezden geleceğim? Nasıl ona mahkum halde yaşayacağım veya onu nasıl içimde taşıyacağım, başkaları dışarıdan gözlerini dikip bakmaktayken?
Ama neye yarar! Halen bütün bu düşündüklerimi sağlıklı bir şekilde anlayacak sağduyuya sahibim ve büsbütün deli gibi davranamamak, farkındalık hissimi fırlatıp atamamak, aklımdan feragat edememek, her ne kadar başkalarının düşüncelerine kendimi vermiyorsam da kendimi görmeden kendim için yaşıyor olmak beni hayal kırıklığına uğratıyor.
Öylesine yalnız olmak isterdim. Kendimden vazgeçerek. Demek istediğim, bildiklerimden ve inandıklarımdan vazgeçerek. Aynı kalayım ama ruhumu karartan şeyleri hatırlamayayım. Kendi bedenimden ayıramadığım bir yabancı gibi.