4/10
Sıkıcı bir kitabın incelemesine hazırsanız başlayalım..
Öncelikle ben Bridgerton serisinden yalnızca bu kitabı okudum aynı şekilde Julia ablamızın da okuduğum ilk kitabı, yani yorumlarım ona göre değerlendirin lütfen.
Kitap, Bridgerton ailesinin en büyük oğlu olan Anthony karakterinin hikayesini sunuyor bize. Ah, Anthony.. Benim güzel Anthony’im.. Sana ne yaptılar böyle? Bridgerton’a direkt olarak dizisi üzerinden başladığım için, öncelikle diziyi ardından kitabı yorumlayacağım haberiniz olsun. Dizinin ilk sezonu benim için pandemide izlenebilecek güzel ve kafa dağıtıcı diyebileceğim bir yerdeydi. Açıkçası dönem hikayelerini sevsem de genelde güçlü kadın karakterleri okumayı ve izlemeyi sevdiğim için, Daphne bana çok banal gelmişti ne yalan söyleyeyim. Bu yüzden ikinci sezonu çıktığında izlemeyi düşünmesem de boş vaktimde izlemeye karar vermiş ve.. Aşık olmuştum. Anthony karakteri ilk sezonda da ilgimi çeken bir karakterdi. Aile reisliği havasını hemen sezebiliyordum ve gerek korumacılığı, gerek aşk ve aile hayatındaki dengesizlikleri, kafa karışıklıkları bana çok yakın geliyordu. Ama çokta dikkat kesildiğim bir karakter değildi bittabi. İkinci sezonda karakteri Jonathan Bailey arşa çıkarmış resmen. Enemies to Loves aşığı olan biri olarak, ikinci sezonda temayı net bir şekilde hissettim. Hele Anthony.. Abi adamı anlatamıyorum resmen o kadar bağdaştırdığım bir karakter ki kendimle, inanamazsınız. Kendisi ailesinin sorumluluğunu genç yaşta üsleniyor, kardeşleri ve buhrana girmiş annesini dizginlemeye ve bir yandan da aile işleriyle uğraşmaya çalışıyor. Bunca zorluğun arasında kendinden bir şeyler kaybettiğini hissettim ben hep. Aşk’a ve aşkın sonuçlarına karşı öyle ürkek ve korka bir tavrı var ki.. Hak vermemekte elde değil zira annesi, babasının ölümünün ardından