Belki de bir kız çocuğunun en büyük sınavı annesiydi. Çünkü kız çocukları, annelerinin gözünün içine bakarak büyüdü. Kocaman bir kadın olduklarında ise ya anneleri gibi olmaya çalışırlardı ya da anneleri gibi olmaktan kaçardı. Tıpkı ya babalarımız gibi adamlara aşık olmamız ya da böyle adamlardan kaçmamız gibi.
Duru ise ne kadar hızlı yürürse bazı gerçeklerden o kadar hızlı kaçabileceğine inanıyordu. Oysa hayata dair en büyük pişmanlıklar hızlı yaşarken arkada bırakılanlardı.
Geçmiş, akıp giden, asla tutamayacağız bir nehirdi ona sadece elimizi daldır. Tutamazdık. Avucunuza alamazdık. Sadece tenimiz de kalan ıslaklığından fark edebilirdik varlığını. Ta ki o kuruyana kadar.