Bir telefon çalıyordu, ekranda eski bir sessiz film oynuyordu: Sahne Işıkları. Sonra saatin kolları hareketleniyor, bütün mektuplar havaya savruluyordu. Kırmızı, mavi, sarı, yeşil, mor, beyaz ve pembe. Renkli zarflar soluk mavi gökyüzünde uçuşuyordu. Ve sessizce son nefesimi verdim. Sayısız pulların önünde, sonsuz acı ama sınırsız mutluluk da anlatan mektupların karşısında, bütün küçüklüğüm, yalnızlığımla ama suratımda silik bir gülümsemeyle öldüm.