Dil çok önemli... İçinde bulunduğunuz çevreyi dilinizle yırtacaksınız, bu sayede değişik muhitlere gireceksiniz. Dil insanı kafesinden çıkarıyor. Ayrıca bir tane dil bilmek yetmez. Bir dil biliyorsanız, ortalıkta dil bildiğinizi söyleyerek pek dolaşmayın. Bir dili herkes biliyor. Elbette öyle 9-10 değil ama rn az 2-3 yabancı dil bileceksiniz ve bunların hakkını vereceksiniz. Şimdi herkes İngilizce biliyor ama yetmez, bu sayede pek çok kitaba erişirsiniz ama yeterli değil. En iyi kitaplar, kaynaklar her zaman onlar değildir.
Wittek onunla yaptığımız bir sohbette, Halil Bey'in Almancasını bana övmüştü. Hakikaten kusursuz bir Almancası vardı. İşte İnalcık; o fevkalade Almancayı, İngilizceyi, Fransızcayı, Farsçayı hep Ankara'da öğrendi. Kaynak okumak için 50 yaşından sonra İtalyancasını güçlendirdi. Ukraynalı Türkolog Omeljan Pritsak da öyleydi. Rusya tarihi üzerine kaynakları çalışmak için ileri yaşlarında İsveççe öğrenmişti, Nors dili öğrenmişti. Bunlar başka bir insan tipiydi.
Atatürk 'teki Rumeli inadı diyebileceğimiz bu vazgeçmez irade, bize bir düşünce biçimini işaret ediyor. Çok açık ki Atatürk "olmalı" dediği an "olabilir" seçeneği ortadan kalkıyordu. Gerçekleştirmek istediği ne ise onu olduruyordu. Bu inat herkese lazımdır. Sanatçıya da, bilim insanına da, yaratıcı işler peşinde koşanlara da atılım yapacak iş insanlarına da, siyasetçiye de, askere de.
Entelektüel, üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişidir. Örneğin mesleği kimyacılıktır ama coğrafya veya tarihle de uğraşır, resim yapar. Bu iş öteden beri böyledir. Kendi dünyasının dışıyla ilgilenendir entelektüel.