Gülay laylay

Fareden korkan birçok kadın , bu korkunun anlamsızlığının farkına ,savaşın onlara aniden tanıştırdığı ölüm korkusuyla burun buruna geldiklerinde varmışlardı. Fareler, böcekler , karanlık rutubet, pis kokular ve durmak bilmeyen silah sesleri günlük yaşamın içine örülmüştü.insanlarin sıkça çektikleri can sıkıntısı, yerini can derdine bırakmıştı.
Reklam
Siz beni hala çocuk yerine koyun. Herkes benim yaşıma gelen oğluna, silah kullanmasını öğretiyor dedi Fiko Marifet işleri yoluna silahsız koymaktadır yeğenim dedi Raif . Eğer adam yerine konmak istiyorsan, sana olup biteni anlatırım ama sen de bana silahtan söz etme bir daha. Anlaştık mı? Tamam dayı.
Nereye? Bursa'ya işte. Benim sülalemin Osmanlıya göçtüklerinde, ilk mekan tuttukları şehir. Tıpkı Saraybosna 'ya benzermiş. Bir karlı dağın eteğindeymiş. Çarşılar aynı, kubbeler aynı. İlahi anne. Adreslerini bulsan bile , şehirler değişti, evler , çarşılar değişti. İnsanlar da değişmiştir. Hiç görmediğin bilmediğin insanların içine mi gireceksin? Onlar benim soyum. Nece konuşacaksınız? Senin Türkçe 'nle mi anlasacaksin, Boşnakça bilmeyen soyunla? Yanıtlamadı Raziyanım
Acılar bile özgür ortamlarda çekilmeliydi.