Ayrılıkların bir rengi vardır, susuşların Bekleyişlerin, yalnızlıkların da öyle Şehrin görüntüsü unutmanın rengine benzer
İstasyonlarsa özleme dönüktür nedense
Ve bir köşesinde mutlaka taşra kokusu Kokunun rengi nasıl yayılır bilirsin Güllerden, fesleğenlerden ve acılardan
Meğer ne çok biriktirmişim
Unutmam gereken şeyleri
Duruşunu, şehla sesini mesela Yatağımda kalan sıcaklığını
Yastıkta başının bıraktığı çukuru
En çok da bir yolculuğa çıkarken Dönüp dönüp sanlışını
Zaman bir su gibi hareleniyor yine Rivayetti ne zaman sahi oldu.
Yarınki gecenin uçurumundaysan
Bir infaz olarak karşındadır ay
Düne dön, düne ve yitirdiklerine
Dağı yitirmişsen dağa, sesini Yitirmişsen sesine dön , ki artık
Ay bir veda ünlemidir kapında
Ah çocuk, ay büyüdü ve sen hep
Geç kaldın, zaman söğüt yaprağı
Gibi hışırdayıp dururken sularda
Islığın yetmiyor gümüşü ve ayı
Denize düşürerek parlatmaya
Ay üşüyor, ay üşüyor bu yalnızlıkta