"Ne hissedilmesi gerekiyorsa onu hissediyorum. Koca bir hiçlik... Ne eksik ne fazla. Böylece yavaş yavaş deliriyorum. Delirdikçe boş veriyorum. Boş verdikçe hafifliyorum.Zerre zerre azalıyorum. Böyle giderse yok olacağım. Her canlı gibi. Bu sebeple endişelenmek beyhude. Yani çok hissetsen de ölüyorsun hiç hissetmesen de. İyisi mi sorgulamadan yaşayıp gitmek..."
Şimdi, eriyen alev topu görünümündeki güneşle birlikte soğuk sulara gömülüp en dibe dokunmak sonra göğe, bulutların fevkine yükselmek ve orada unutulmak istiyordu.
Her yorucu ve sıkıcı günün akşamı bir deniz kıyısında gün batımını izlerken bitseydi, sabah ya da öğlen öfkelendiğimizde çoğu şeyin hiçbir önemi kalmazdı ve birbirimize daha az darılırdık.