Bilinmelidir ki Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Allah Teâlâ'ya, sahabe Peygamber'e, Tabiin de sahabeye bakmıştır. Bu silsileye göre ümmet de imamlara bakar. İmamlar derken kastedilen, müctehid mezhep imamlarımızdır, mezheplerdir. Yani bizler iz takip ediciler -mukallid de diyebiliriz- için dini bir hüküm söz konusu olduğunda içtihat ayet ve hadisten önce gelir. Tıpkı sahabe için Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellemin önde gelmesi gibi. O nasıl söylemiş ve yaşamışsa sahabi efendilerimiz Kur'an'ı öyle anladılar ve uyguladılar. Lafzı ve anlamı ayrıca bir yoruma tâbi tutmadılar.
Mesela Asr-ı Saadet'te şöyle bir manzarayla karşılaşılmaz: Bir ayet nazil oluyor, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem ayeti tebliğ ediyor, sahabiler de kendi aralarında tartışıp ayeti anlamaya çalışıyorlar. Hayır, böyle bir durum asla vâki değildir. Bir ayet nazil olduktan sonra bütün sahabilerin gözü kulağı yine Efendimiz'e odaklanmış, O'nun nasıl anladığına ve hayatına nasıl tatbik ettiğine dikkat kesilmişlerdir. Asr-ı Saadet'te "anlamak" Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden Kur'an'a doğrudur. Sünnet Kur'an'ı anlamanın usulüdür. Bundan dolayı fıkıh usulünde Kur'an ve Sünnet bir tutulup, ikisine birden "nass" denilmiştir. Yani İslâm'in asli ve temel kaynakları...