A-aa? Durun bir dakika! Bu seher vakti bu ağlayan da kim? Bir çocuk sesi sanki? Şu taraftan geliyor. Evet, evet, bir çocuk! Herkes uyurken... İçli içli hıçkırıklar... Kimse de kendini duysun istemiyor üstelik... Ne dersiniz, ilk şarkının güftesi bu çocuğa bir ninni olsun mu?!..
Ezcümle, bahçe hazır, bahçede toprak hazır, dallar hazır. Üstelik dallarda dikenler bile hazır. Sahi, kokuyu siz de duymuyor musunuz? Şu mest eden kokuyu...
İbrahim'i son gördüğüm yerdeyim. Eşi Hacer ile oğlu İsmail'i yerleştirdiği, hani şu "ziraat yapılmayan vadi"de. Gülü beklemek, açtığında yanında olmak, hayatını kademe kademe, merhale merhale takip etmek, neşidelerim ve naatlarımla onu kırk defa övüp insanlara anlatmak, anlamayacak olanları da "Bakın işte açtı, kâinatın gülü açtı, güzelliğini görmüyor musunuz? Kelimeleri işitmiyor musunuz?" diye İkaz etmek için geldim buralara. İsmail'in henüz bebekken ayaklarıyla eşelediği kumlardan fışkıran Zemzem ve daha sonra babasıyla birlikte yaptıkları Kâbe'nin yanındayım. Babayla oğulun, taşları üst üste ve yan yana örerek Allah'a adanmış şu evi yapıp bitirdikleri günü çok iyi hatırlıyorum.
Bülbül olmaktan bahtiyarım. İnsanlara neşideler okurken kalplerinden riya ve yalanın çekilip gitmesini severim. Seher vurgunlarına gıptayla bakarım. Bazen nefislerini sorgula-yan, bazen gönlündeki aşkla coşan, bazen sevinen; ama en çok da ağlayan seher vurgunlarına... Samimi, teslim olmuş ve kulca... Karşılıklı içimize akıttığımız hasret yaşları ve söylenen ayrılık şarkılarını da severim. Bazen ben onlarla konuşurken içlerinden benimle konuştuklarını bile hissederim. Benim sesimi duyduklarında -belki de gülü anlatmamın etkisiyle- en saf ruh hâlleri ve en berrak vicdanlarıyla çözülüverirler. Çağlar boyunca pek çok kalbin içinden geçenleri duydum ve hissettim bu yüzden. Mazlumların dinmeyen ahları her dönemde seherleri doldurdu.
Var oluş vazifesini ifa edebilen insanlardan olabilmenin temel şartı muhabbettir. Muhabbeti temin için, Rabbimiz'in razı olmadığı şeylerden kalbimizi temizlemek ve nefsimizin esaretinden kurtulmak mecburiyetindeyiz. Hiç değilse niyetimizi bu yönde kurup, böyle bir gayretin yolcuları arasına katılmak zorundayız. Ancak o zaman aramızdaki kavgalar son bulacak, Allah Teâlâ'nın bizden murat ettiği kardeşlik ve birlik beraberlik mümkün olacaktır. Müslümanlığını ilan etmiş bulunan herkes, bu ahdinden vazgeçmedikçe kardeştir. İnananlar, kardeşlerinin kusurunu aramak yerine, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederler.