Ebu Cehil bir gün avucuna taş parçalarını saklayıp Peygamber Efendimiz’e (s.a.v):
“Eğer gerçekten peygambersen, avucumdakilerin ne olduğunu söyle” dedi.
Cevap, Allah’ın Rasûlü Sâllallahu Aleyhi Vesellem’den bir soru ile gelir:
“Ben mi avucundakilerin ne olduğunu söyleyeyim, yoksa onlar mı benim kim olduğumu söylesinler?”
Taşlar vecde gelir, daveti duyunca haykırırlar aşk ile:
“La İlâhe İllallâh Muhammedün Rasûlullah.”
Cehâletin babasının avucu adeta yangın yeridir ama kalbi taş kesilmiş nasipsizin! Avucundaki taşları öfke ile yere çarpar, yine de imân etmez.
Ârifler derler ki:
“Taşlar o anda zikretmeye başlamadı, onlar her dâim o zikir ile meşgûldüler. Allah o an kulağından perdeyi kaldırdı da Ebu Cehil işitmeye başladı.
Ağaçların zikrini duysaydı, insan kalbi dayanamaz patlardı demişti bir gün bir kalp sahibi. Duymak, kalbi olanların işi demek ki.
Kulağı olanlar işittim zannediyor sadece…”