"Fazlasıyla tembelim," dedi çocuğa. "Bu hayatı doğru düzgün yaşaması için tembel olmayan birine vermelisiniz."
"Bazı günler bir şeyler yapmak için güneşten önce uyanıp güneşle bu kadar tembel olduğu için dalga geçmedin mi? Hem... Hayatı doğru düzgün yaşamak da ne? İlk defa duyuyorum böyle bir şeyi."
Bu soruya cevap veremedi. Sahi, neydi doğru düzgün yaşamak?
Bir gün sana ulaşacağımı biliyorum, o kabuğa girmeyi başaracağımı ve seni bulacağımı da. Ancak ne zaman seni nasıl, ne hâlde bulacağımı düşünürken uyuyakalırsam kâbuslar görüyorum; en kötüsü geliyor hep rüyalarıma. Yine de en kötü durum düşüncesi bile beni caydırmaya yetmiyor. Çünkü o durumda bile sen, yine sensin. Yaralı da olsan, donmuş ya da aklını kaçırmaya başlamış da olsan bir parçan hep sen olacak. Şimdiki kabuğun da olduğu gibi.
“Tamah senin Tanrın, Kaz.”
Az kalsın buna gülecekti. “Hayır, Inej. Tamah benim önümde eğilir. Benim hizmetkârım ve kaldıracımdır.”
“Peki, sen hangi Tanrı’ya hizmet ediyorsun o zaman?”
“Hangisi bana talih bahşederse ona.”
“Tanrıların işlerini bu şekilde yürüttüklerini sanmıyorum.”
“Çok da umurumda.”
“Kaderimiz senin elinde, Bay Brekker. Başarısız olursan bunun bedelini bütün dünya ödeyecek.”
“Ah, durum daha da vahim, Van Eck. Başarısız olursam paramı alamam.”