"Evet ya o ne öyle, insanın içinde daima bir huzursuzluk var hakikaten," diyerek durumu onayladı.
"O bir boşluk, eksiklik falan değil... Bilincin kaşınması." dedi Mecnun gülerek ve herkes ona döndü. " Yapmadığınız şeyler, yapmak isteyip kuraldi muraldı ayıptı günahtır, anam şöyle üzülür babam böyle kızar diye... Toplumsal olduğumuz için aklımızdan kovduğumuz, itelediğimiz şeyler..." Gülümsedi. " Öyle itelediğimiz yerde uslu uslu oturmaz! Bilimcimizi kaşır... Yani... Yapmadıkları insan rahatsız ettiği sürece yaptıklarından asla tam olarak tatmin olmaz!"
"Muhtemelen değil, kesinlikle mutsuz olurduk! O zaman birimiz saksı olurduk, diğerimiz çiçek... Yani bir insan... Başka bir insanın eşyası haline gelince asla mutlu olamaz. Sadece insan değil doğaya bak, hiçbir canlı mutlu olamaz eşya haline gelince..." Gülerek kollarını kaldırdı. " Yaşayan varlıklarız biz Ece! Canlıyız! Ve canlılar istemediği hiçbir şeyi yapmamalı."
"Ama yine de şimdi sana eğlenceli gelen şeyler değişebilir. Yarın işini gücüne, terk ettiğin hayatına ve sevgiye yeniden ihtiyaç duyabilirsin değil mi?"
"Ama duymayabilirim de değil mi? İhtimallerin güzelliği burda işte... İyi de olabilir kötü de ama bize hep kötü kesinmiş gibi sunuluyor, öğretiliyor ve biz de öyle yaşamaya başlıyoruz... Bu sefer bu tuzağa düşmeyeceğim. "
Crowley' nin fikrine göre, Cehennem büyük bir şer odağı değildi, tıpkı Cennet'in iyilik kaynağı olmadığı gibi. Onlar yalnızca bu büyük kozmik satranç oyunundaki taraflardı. Hem gerçek iyilik, hem de iç donduracak kadar büyük kötülük, insan zihninin içinde vardı.