Üçüncüsü; evlerinde vakarla, ağırbaşlılıkla oturmalı, esas karar kıldıkları yer evleri olmalıdır. İslâm’dan önceki câhiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılarak, süslerini ve câzibelerini teşhir ederek dışarı çıkmamalı; kırıtarak, kırıla döküle yürümemelidirler. Bu emir, onların hiçbir zaman evlerinden çıkmayacakları mânasına gelmemekle birlikte, daha çok evlerinde kalmalarını ve bir mecbûriyet olmadıkça dışarı çıkmamalarını istemekte, dışarı çıktıklarında da nasıl bir İslâmî tesettür ve edep dâiresinde çıkmaları gerektiğini belirtmektedir.
Rivayete göre Hz. Âişe bu âyet-i kerîmeyi okuduğu zaman, başörtüsünü ıslatıncaya kadar ağlar, bu âyete aykırı hareket edip, Cemel ve Sıffîn gibi talihsiz hâdiselere katıldığı için üzülürdü. (Kurtubî, el-Câmi‘, XIV, 180)
Evinden pek fazla dışarı çıkmayan Hz. Sevde’ye:
“–Niçin diğer kardeşlerinin yaptığı gibi haccetmiyor, umreye gitmiyorsun?” diye sorulmuştu. O da:
“–Daha önce haccımı ve umremi yaptım. Allah da bana evimde kalmamı emrediyor. O hâlde neden çıkayım ki?!” karşılığını verdi.
Hâdiseyi nakleden râvî der ki:
“Allah’a yemin ederim ki, odasının kapısından cenazesi çıkarılıncaya kadar dışarı çıkmadı.” (Kurtubî, el-Câmi‘, XIV, 180)