Belirli bir bilince erişmeden hapishanede olduğunuzu anlayamazsınız, ve daha da önemlisi, belirli bir bilince gelmeden o hapishaneden çıkamazsınız.
Bu söz bana George Orwell’in
Bilinçleninceye kadar asla baş kaldırmayacaklar.
Ancak başkaldırmadıkça da asla bilinçlenmezler.!
Sözünü hatırlattı…
Varsayalım ki, kız küçükken temel varoluş gereksinmelerinden sevgiyi ve değeri babasından bulamıyor. Bu gereksinme karşılanmadığı için böyle bitmemiş bir işle büyüyen genç kız, evlenme çağı gelince babasını andıran, karakteri babasına benzeyen birini cazip buluyor. Tabii çoğu kere kişi bunun nedeninin farkında olmaz; onun farkında olduğu sadece erkeği "önemli," "çekici," "etkileyici," bulduğudur.
"Bu kişiye aşık' olup evlendikten sonra, babasında bulamadığı sevgi ve değer gereksinmelerini kocasında gidermeye çalışır. Tabii, kocası böyle bitmemiş işi olan küçük bir kızla evlendiğinin farkında değildir. O karısına yetişkin bir kadına davranıldığı gibi davranarak cinselliği ön planda tutabilir. Çünkü o kendisinin ve karısının temel varoluş gereksinmelerini evlilik içinde böyle karşılayacağı algılaması içindedir.
"Ama, tabii yanlış yapmış olur. Karısı, babasıyla olan bitmemiş işlerini kocasıyla da bitiremez, ve bitmemiş işlerinden dolayı babasına duyduğu ne kadar olumsuz duygu varsa, şimdi hepsini kocasına aktarır."