Tarık Tufan'dan ikinci kitabımı da bitirmiş bulunuyorum: Âşıklara Yer Yok. Bende nasıl bir his bıraktı diye düşünüyorum şu an, galiba biraz yarım kalmışlık var üzerimde.
Umduğum gibi, yazarın anlatımı beni ilk sayfadan alıp son sayfaya kadar hızlı bir şekilde taşıdı. Tarık Tufan kitaplarının kurgusu kadar anlatımı da insanı büyülüyor. Bu sefer kahramanımız Orhan, üniversitede öğretim görevlisi. Açıkçası Orhan'ın iç hesaplaşmaları ve Firdevs'e olan hastalıklı bağımlılığı beni rahatsız etti. Bunun adı aşk olamaz, olsa olsa hastalık bence. Spoiler vermemek için detaya girmiyorum.
Hikayede Orhan'ın yaptığı hataları, içsel hesaplaşmaları okurken uzun uzun düşünüyorsunuz. Kendisini bulmak için gittiği Saklıkuyu'da tanıştığı insanlar -Defne, Belma, Ahmet Hilmi Bey- ve onların hikayeleri benim daha çok ilgimi çekti. Saklıkuyu'daki bimarhanenin öyküsü de ayrı güzel ve hüzünlüydü.
Kitabın sonunda geçmiş öykülerin bugünle buluşması, Orhan'ın bağımlılığının kendi iradesi dışında bitişi...
Defne hikayenin en nahif karakteriydi, zannımca Orhan çok şanslıydı ve bence böyle bir meleği haketmiyordu.
Orhan gibi olmayınız ve kendinizi, kadın/erkek fark etmez, kimseye kullandırmayınız, diyerek lafımı noktalıyorum.
Âşıklara yer var elbette de biraz aklı kullanmak şartıyla.
Ve tabii ki kitap tavsiyemdir, okuyunuz efendim.
Sağlıkla kalın.