Tortu halinde çöreklenmiş o eski zamanlardan zihnimizde küllenmiş duran, ama biraz eşeleyince, sağını solunu üfleyince parıldayan ışıltılı bir ânı, bir anıyı çekip çıkarıyorduk.
İşte on altı yaşın saflığı ve coşkusu, kesilmiş çim tazeliğinin kokusu, dalda toplanmadan kalmış içtenlikler, bunlardı yitmiş gitmiş olanlar. Sonradan yerlerine ne koymuştuk, bilmiyorum
Zaman bazı isimleri silikleştirmişti, okunmuyordu. Demek ki mermerde bile kesinlik yoktu. Hiçbir şeye güvenilmezdi, bir ölü vücudu bir gömüte taşımak bile kuşku vericiydi. Zaten ölüm bir yeraltı eylemiydi, bir yerlerde illegal bir biçimde planlanıyordu. Ve ölümün kendisi hiçbir meşruiyet içermiyordu.
Zamanın insan tarafından gün, ay, sene, saat diye parçalara bölünmediği, tanrının henüz yaratılmadığı bilinmez çağlarda her şeyden bihaber yaşayıp ölmek nasıl olurdu?