Kâmil Erdem

Kâmil Erdem

7.3/10
22 Kişi
·
42
Okunma
·
4
Beğeni
·
398
Gösterim
Adı:
Kâmil Erdem
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Erzurum, Türkiye, 1945
1945’te Erzurum’da doğdu, Erzurum Lisesi’ni bitirdi. Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Edebiyat ve Rus Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okudu. 80’ sonrasında Tan Seçki’sinde ve Morköpük’te öyküleri yayınlandı. Datça’nın bir köyünde yaşamaktadır.
Zaman herşeye iyi gelir derler ya, iyi gelir mi gerçekten? Kayıpların, kahırların, yaraların üstünü örter, tozlandırır sadece...
Şimdi korkuyorum abi, bir gün ya kaybedersem diye. Hep öyle oluyormuş ya. Korkma dedim ona. Aşk içinde doğruları da barındıran bir yanlışlıktır.
Alışkanlık her şeyi örtüp saklıyor. Şair de söylemiş üstelik, " Kötü bir alışkanlıktan başka nedir ki bir insan."
Herkes derinliklerinden arınmak istiyor, sığlığın güvenli bataklığına gömülmek istiyor.
Buzdolabım, fırınım, tezgahım, evyem, hepsi on dört yıllıktı. Benim kayıp bahtimla, tan kırmızısından akşam griligine evrilen yıllarımla yaşıttılar.
Sevgili çırak dostumun yüzündeki mutlu küçük bir anı yakalayıp arka bölümdeki kavanoza istifliyorum. Sonra onları mevlitlerde dağıtılan akide şekerleriyle karıştırıyorum.Tarçınlı naneli kokular arasında öte dünya göçenlerin ardından yüzlerde açan gülleri düşlüyorum.
Şimdi korkuyorum abi, bir gün kaybedersem diye. Hep öyle oluyormuş ya. Korkma dedim ona. AŞK içinde doğruları da barındıran bir yanlışlıktır, insanın dalına böğrüne gelip konar, yanlışlığın ürpertisi sizi yani seni ve onu diri tutuyorsa korkma.
Son yıllarda yayımlanan en iyi öykü kitaplarından olan Şu Yağmur Bir Yağsa içimizde kalan, kaybolmaya yüz tutan değerleri anlatıyor. Bir umut, bir ümit deriz ya hep, o tür duygularımıza da ışık tutuyor. Okumaktan pişman olmayacağınız değerde bir eser.
Şu Yağmur Bir Yağsa - Kamil Erdem

Yıllarca dergilerde öyküleri yayımlanan ama ilk kez kitabı yayımlanıp basılan 1945 doğumlu Kamil Erdem'in ilk kitabıdır.

Kitap da 11 öykü bulunuyor. "Şu Yağmur Bir Yağsa" adını kitap da bulunan ilk öykü olan Yağmur'dan alıyor. Fakat kitaptaki bütün öykülerinde yağmur geçiyor, yağması isteniyor, hikayelerindeki kahramanlarca arınmak , temizlenmek, tekrar yeni temiz bir sayfa açmak adına.

Yazarın okuduğum öyküleri bu yaşadığımız coğrafyanın içinde vücut bulmuş ruhların fay hatlarına dokunup geçiyor. Bunu yaparken de naif bir anlatım, kolay anlaşılır bir üslup ile kullanıyor. Yazarın okuduğum bu kitabında benim en sevdiğim ve beğendiğim özelliği de bu oldu.

Kitabın içinde en sevdiğim, kendimi yakın bulduğum için "Bakkal" hikayesi ile anlattığı Semih'in hikayesi oldu. Edebiyatın asıl etkilerinden ve büyücü özelliklerinden biri, bir yazarın hiç kimselerin beklemediği bir anda, üstelik şaşırtıcı derecede gecikmiş bir kitapla ortaya çıkmasıdır. Kesinlikle herkese tavsiye ederim.

" Dünyanın dört bucağı varmış, öyle bilinirmiş eskiden diye sürdürdüm, buralara varmak, görmek zormuş, birilerine kızılınca dünyanın dört bucağını gösteririm denirmiş. Dört büyük melek varmış, toprağı, göğü, ateşi, suyu tutarlarmış ellerinde. Dört duvar arasında, arada bunalsa da insan kendini güvende hissedermiş, kimileri dört duvar ile yetinmeyip, ne kadar dört duvarım olursa, o kadar gür bıyıklı olurum düşüncesine kapılıp, daha çok duvar için diğer insanları dövmeye çalışırmış. Bir şey aranırken dört dönülürmuş, şu insana pek görünmeyen nedircik yavrularını bulmak için tandır damlarına, mereklere, yüklük içlerine, tıkrıç arkalarına, kavak dallarına, kar öbeklerine bakılır dört dönülürmüş. Kimi insanlar da kitapların, şiirlerin, öykülerin içinde dört dönerlermiş..."
Kamil Erdem

ŞU YAĞMUR BİR YAĞSA

TÜYAP kitap fuarında ben kitapları seçerken eşim beğenip almış,Sel yayınevinde yönlendirmişler bu kitabıda alın diye.Daha önce duymuştum ama almak için önceliği olan bir kitap değildi.Zaten yazarında ilk kitabı olması sebebiyle çokta tanınmıyordu en azından ben tanımıyordum.Bunları niye mi anlatıyorum.Ön yargının ne kadar kötü,ne kadar hastalıklı duygu durumu olduğunu anlatmak için.Evet ön yargılıydım ilk kitap dili basit,kurgusu yavan,karakterler zayıftır dedim.Ama daha kitabın ilk sayfalarından itibaren kalakaldım,hiçte hafife alınacak gibi bir kitap değildi.

Ayrıca ses sanatçıları sahneye çıkınca dinleyiciler bir daha,bir daha diye bağırıyorlar ya,ben de bir daha kitap çıkarsa,bir daha,öykü böyleyse bir de roman okusak diye tempo tuttum.

Zamanı olmayan,dünü,bugünü ve belki de yarını anlatmış.Yağmur yağması isteğiyle başlamış,yağmurun,dinginliği,temizliği ve ferahlığıyla belki de düzelmesini istediği,iç hesaplaşmaları,bocalamalar,görünenleri,gizli kalmış yoksunlukları,büyüttüğü tüm umutları,bu yağmurla ortaya çıkartmak istemiş.

Onbir tane birbirinden bağımsız öykü var,karakterlerinin kokuları var,mürdüm eriği,limon kokuları,hanımeli kokusu,tarçın,nane kokuları var.Derdi var yazarın,okuyucuya bunu o kadar sessiz o kadar içten anlatmış.Bağırmadan,kör parmağım gözüne demeden,bıktırmadan anlatmış.

Kitap içinde yolculuğu çok severim,başka yazarlara başka kitaplara,başka şehirlere,başka müziklere...Şu Yağmur Bir Yağsa’da bu anlamda iyi bir yolculuk yaptırıp,hafızayı da diri tutuyor. Kendini merkezin söylediği her şeyde vardır bir hikmet rahatlığına teslim etmiş,bu teslimiyet bilgilerini kilitli bir çekmecede unutmuş,havadaki esrar ve ulvilikle mest olmuş cezaevinden tanıdığım Hasan’la göz göze geldik.Ey menzil!Varıncaya kadar keşke Hasan olsaydım.
Bir kura ulaşmalıyım,diye düşündüm evden çıkarken.
Başakların aynı yöne yattığı kıra.Sayfa 70
Oturduğumuz ev,düşünmeye elverişli bir evdi,biriktirmeye,konuşmaya,sevmeye,birbirimizin içinde sevinç uyandırmaya,kendimizi tasarlamaya,arada,bir şiirin sesini duymaya elverişli bir ev.Zorbalığa ve yasaları ve yasadışılığın grisini dışarıda bırakan bir ev.Sayfa,124
Kamil Erdem, farklı öykülerde, hep aynı sıkışmışlık hislerini yazmış. Aile ziyaretinde, bir saatin zembereğinde, cezaevinde, işyerinde, inme indiğinde vs. yaşanan ve bir duruma bağlı kalıp sıkışan hayatlar görmekteyiz bu kitapta.

Yaş alan insanların ölümden duyduğu tedirginlikle, geçmişe duyulan özlemlerin yansıtıldığı kitapta bir kaç öykü gerçekten çok başarılı geldi bana.

Şairane yazılan öyküleri seviyorum sanırım. Dört nala koşuyor bazen cümleler. Dil olarak fazlasıyla güzel betimlerle dolu olmasına rağmen içerik olarak farklı bir şey göremedim. Türk öykücüleri arasında kaliteli bir yerde olduğundan emin olduğum Kamil Erdem'in hayatın içinden sıradan öykülerdeki ruhsal çıkarımları yazması yerine, başka bir kurguda insanların psikolojilerinin anlatılması öykülerini tercih edebilirim şahsen. Son yıllara kadar hep aynı tarz hikayeler görmekten bunaldım zira. Bir kaçış öyküsü, boşvermişlik, sıkışan kalan insanlar harici dilini değil hayalgücünü yansıtan yazarları çok daha fazla benimsiyorum.

Diğer kitabı bende okuma isteği uyandırmakla beraber, öykü tarzına alışık olmayanlara tavsiye edemem.
1945 doğumlu yazarın bu yaşına kadar nasıl saklı kaldığını bilmiyorum. Tamamen özgün bir üslup, bambaşka öyküler... Daha fazlasını okumak istiyorum açıkçası. Son zamanlarda okuduğum en iyi öykü kitabı diyebilirim.
İşler iyice sarpa sardı, içinden çıkamayacağın hallerle boğuştuğunda acaba hangi duygu dokunur omzuna ? Kim kalk diyebilir ? Belki bir anda değişir her şey, yağmur gibi iner aniden rahmet.. Okunacaksa şayet böyle bir öykü , https://youtu.be/itNR1duv-Gk eşlik etmeli..
Şu Yağmur Bir Yağsa kitabından sonra Kâmil Erdem, içinde 10 adet öykünün bulunduğu "Bir Kırık Segâh" kitabında;

İnsanların gem vurulmamış arzularını biraz olsun unutabilmek, yok sayabilmek için adeta hüzünlü bir şarkı söylüyor.

Hani bir şarkıda der ya; yarın bir hayalden ibarettir, bugün ise gerçek. Tek doğru bugün yaşadığımızdır. Ama bir yandan da hayat bitmiyor, bitemiyor. Yarın olmasa, bitti derdik.
Kamil Erdem'in ilk olarak Kırık Segah kitabını okudum. Orada yer alan katmerli dil ile hikayeler iç içe geçmiş, okuma eylemini zorlaştırsa da keyifli bir tat bırakıyordu. Fakat Şu Yağmur Bir Yağsa kitabında ise bunu bulamadım. İsmi çok güzel. Sadece bir cümle ile bile öykü kitabı tamamlanabilir. İç sıkıntılarını, geleceğe dair umutları, hayıflanmaları ve bütün sorunları götürecek beklenti. "Yağmur bir yağsa".
Dili olarak yine şiirsel ve katmerli bir yapı var. Cümlelerin uzunluğu nedeniyle hikayeden çok rahat kopabiliyorsunuz. Ne alaka şimdi buna niye girdik derken hikayeye dönüyor, yine kopuyor yine dönüyorsunuz.
Okuyucuyu çok yoran bir anlatımı var Kamil Erdem'in.
Edebiyatına bir şey söylemek bize düşmez. Ama okuyucu olarak mutlaka tatildeyken sessiz bir zaman okumanız lazım. Yoksa hayatın keşmekeşinde okunacak bir kitap değil. Mesajları sevsem de bana göre bir anlatım tarzına sahip değil kitap.
Bunun dışında iktidar eleştirileri yerli yerinde.
Hikayelerin genelinde, yazarlık, sol görüş, tükenmişliğe rağmen umut sezinleniyor. Bunun haricinde öyküler paramparça. Kendi içinde bile dağılıp gitmiş. Geri gelmesi de zor.

1-Yağmur : Solcu eylemlerde yer alıp işsizlik belası ile uğraşmasına rağmen umudunu koruyan bir adamın hikayesi. Ama şu yağmur bir yağsa...
2- Komşu : Müslümanlığını yaşarken sıkıntı çeken, buna rağmen komşularıyla alakalı umutlarını anlatan kadının hikayesi. Sıkışmış, farkında değil.
3- Bakkal : Bakkal dükkanının içinden tüm insanlığa olan ümitlerini aktaran esnafın öyküsü. (Kafkaesk bir öykü)
4- Ev : Bir ev kurma üzerine umutlarını aktaran kişiyi anlatıyor (çok kopuktu, anlam veremedim)
5- Kır : Örgütlenmeye çalışan işçi takımı gözünden dünya meselelerine bakış (kopuktu yine)
6 - Forum : Yine sol görüşlü bir topluluğun kendi içlerinde anlaşamaması üzerine bitmek bilmeyen bir mücadeleyi tekrar tekrar sağlama çabası.
7- Kurum : Yine bir işsizlik hikayesi, iktidara yanaşmayan bir mali müşavirin iş arama çabalarında kuruma ziyaretini konu alıyor. Bu hikayeyi sevdim.
8- Dağ : Yine aşırı kopuk hikaye. Dağ bir metafor hikayemizde, kahramanımızın çocukluğundan bu yana geçen günlere şahit olmaktayız. Yazma hevesinin yanında, hayallerini de anlarız. Finalinde ise buruk bir duygu oluşur. Fakat bu denli parça parça anlatmaya gerek var mı bilemiyorum.
9- Seyrek Yolcu : Köyden geçmekte olan yolcumuz, doğayı tasvir etmektedir.
10- Kiracı : Kiralık ev felsefesi ile başlayıp darmadağın olan bir hikaye daha. Hayatta kiracı olduğumuzu mu anlamamız lazım paramparça olan hikayeden?
11- Usta : Bir mobilya ustasının gözünden geçip gitmekte olan hayat. Son cümlesi, yazarın, babasını kaleme aldığını düşündürttü.
Kâmil ErdemBir Kırık Segah


İlk kitabı Şu Yağmur Bir Yağsa ile beni benden alan Kâmil Erdem’in ikinci kitabı,Bir Kırık Segah.Birinci kitaptan rehber edindiğim duygularla beraber kaldığım yerden okumaya devam ettim.


Toplamda on öykü var.Öykülerde ki ağırlık olan duygular toplamı ruhun kuytularına inmek,geçmiş zamanda dolaşmak,şimdiyle buluşmak,geleceğe doğru uzanmak.Hayatta gözümüzün görmediği ne varsa sıradanlaşmış gerçekliklere bir perde aralamış yazar.Kalpte durupta bir türlü dile dökülemeyen ne kadar gerçek varsa sayıp dökmüş.Hayatın tüm yükünü heybesine vurup sırtına almışta onu bir türlü yere indirememiş,suskun ruhları almış toplamış öykülerde baş köşeye oturtmuş, Kâmil Erdem,bunu da “Kırık Bir Segah “makamında yine çok naif,yine kırmadan,yine dökmeden anlatmışta anlatmış.
İlk kitabını okurken ikincisi olur mu demiştim.Şimdi tüm dilekler üçüncü gelsin diye...

️ Görsellik geçen yüzyılın sonlarına doğru bir şenlik, içimize, katmanlarımıza sızan bir şenlik olmaktan çıkmış, hızla akıp giden, hazmedemeyeceğimiz,bizi dışarıda bırakan bir şey olmuş. Gözler bakıyor, Seğirtiyor ve unutuyor.
️ “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana.”Kırılganlığımız artmıştı. Soğana muhtaç yiğit yine orada duruyordu ve biz, onun yanında olamıyorduk. Üzülmek için başka, esaslı, güzel nedenler keşfetmiştik artık. Yiğitede, eğer bir ota da üzülüyorduk, yuvayı alçağa yapmış kuş’a da, kara, çıplak, her şeye sorgusuz kabul eden toprağıda.
Ve yağmurdan korunamayan ıssız ve Üryan Umman’a da.
️Sonra zaten nedense şu orta yaşlarda pekte düşünülmez dedim, belki insanın en yırtıcı ,en hoyrat iştahı en açık,kavgaya en teşne, en gürbüz çağında, organlarının gücünü kuvvetini yoklayıp yerinde bulduğu vakitlerde, ölüm uzak bir ülke televizyonda bir haber çok çok bir camide görev yerine gelsin diye safta bulunmak.

️Biz gittik onlar kaldı. Hep Öyle oluyor birileri gidiyor ve ötekiler kendi halinde, kendi içinde, iki büklüm, yorgun, takatsiz kollarını uzatıp tutundukları o gevşek bağlar da ellerinden kayıp gitmiş olarak kala kalıyor. Birbirinin içine baka baka , sına tartıla edinilmiş, biriktirilmiş, Benimsenmiş, razı gelinmiş haller, bir daha gün yüzü görmemecesine derinlere saklanıyor, tavan arasındaki anı defterinde unutulmaya toz toprak arasında,Meşakkatli yokuşlarda, tehlikeli dönemeçlerde aşınıp, dalmaya terk ediliyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kâmil Erdem
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Erzurum, Türkiye, 1945
1945’te Erzurum’da doğdu, Erzurum Lisesi’ni bitirdi. Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Edebiyat ve Rus Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okudu. 80’ sonrasında Tan Seçki’sinde ve Morköpük’te öyküleri yayınlandı. Datça’nın bir köyünde yaşamaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 42 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 35 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.