Yitirilen ne çok şey vardı bu hayatta. En önemlisi, su gibi akıp giden
ömürdü mesela. İnsan yaşamı boyunca birçok kedere sürer yüzünü. Veya hiç
bitmeyeceğini sandığı bir mutluluğun peşinde sürünür. Bu süreçte sürekli
kaybeder bir şeyleri. Malını, mülkünü… Eşini, dostunu… Sağlığını,
mutluluğunu… Bunlara üzülmekle geçirir zamanını. Yitirdiklerine üzülürken
her saniyenin nefesini ondan çaldığını bilmez. Bir bakar ki ömür tükenmiş,
zeval olmuş. Acıların pençesine şuursuzca teslim edilen yıllar, kaybolmuş.
Bazen anılardan kopup gelen ufak bir parça, hiç olmayacak bir anda gelip
gözlerinin önüne dikilirdi insanın. Geçmişin, kabuk bağlayan izlerini
hatırlatmak istercesine. Hiç iyileşmemiş bir yarayı yeniden kanatır, ruhu
derinden sarsardı. Yalnızlığı ömrüne ezber etmiş bir çocuk, ne kadar büyürse
büyüsün, hâlâ çocuk kalırdı. Sadece büyüdüğüne inanır ama aslında kendisini
kandırırdı.