Masalcı

Brenner'in yazdığına göre, 27 Ekim 1938 gecesi Hannover kentinde Yahudilere karşı yapılan gösteri sırasında Hitler'in SA'ları tarafından "juden Raus! Auf nach Palastina!, yani "Yahudiler defolun! Doğruca Filistin'e!" sloganı ısrarla kullanılmış ve daha sonra da bu slogan tüm ülkeye yayılmıştı. Bu slogan tüm Yahudileri Almanya'dan çıkarıp Filistin'e yollamak isteyen bazı siyonistlerle Nazilerin ne denli iyi anlaştıklarının çok özlü bir ifadesidir.
Sayfa 245 - Eftelya
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Tarihçi Edwin Black, Haavara'yı konu edinen (Transfer Sözleşmesi) adlı kitabında Haavara'nın Filistin'de "ekonomik bir patlama yaratarak, İsrail Devleti'nin kuruluşuna büyük bir katkıda bulunduğunu" yazmaktadır.
Sayfa 243
Dünya Siyonist Örgütü'nde bazı kesimler, aynı zamanda Nazi mallarının Orta Doğu ve Kuzey Avrupa'daki en büyük dağıtımcısı oldu. Dünya Siyonist Örgütü, Tel Aviv'de kurduğu Trust and Transfer Office Haavara adlı şirketle Filistin'e getirilen Alman mallarının temel satış hakkını aldı. Wilhelmastrasse'nin gizli arşivleri de Hitler İmparatorluğu Yahudi Ajansı arasında Alman Yahudilerinin Filistin'e göçlerini kolaylaştırmak amacıyla bir antlaşma imzalandığını ortaya koymaktadır. Alman Dışişleri Bakanlığı'na ait 22 Haziran 1937 tarihli bu belge, Nazilerin önayak olmasıyla bir Yahudi devletinin kurulabileceğini şöyle not eder. "İç politika koşullarının dikte ettirdiği bu Alman tedbiri, hiç kuşkusuz Yahudiliğin Filistin'de kuvvetlenmesine yardım edecek ve bu ülkede bir Yahudi devletinin kuruluşuna yardımcı olacaktır. Aynı belgede Yahudi göçünün Hitler tarafından koordine edildiği, Alman diktatörünün konu ile özel olarak ilgilendiği de vurgulanmaktadır.
Sayfa 240 - Eftelya
Aralarında Türkiye'nin önde gelen tıp profesörlerinin de bulunduğu onlarca doktora tıbbi malzeme ve ilaç firmalarından düzenli olarak yoğun miktarda para akıtılıyordu. Bir ilaç şirketi, Ankara'daki kamu hastanesinin kardiyoloji bölümü başkanı profesöre kalp hastalarına takılan her stent başına 750 dolar ödüyordu! Doktorların günlük işlerinin takibi, araçlarının bakımı, taşıt vergileri, ev kiraları, elektrik-su borçlarının ödenmesi, bir yerden diğerine taşınmaları, kooperatif taksitleri yatırılarak ev sahibi olmalarını ilaç şirketleri finanse edilmişti.
Sayfa 519·Kitabı okudu
Yazık ki meslek örgütü olarak kurulmasına rağmen suç örgütüne dönüşen derneklerin en büyük yaptırımı, sağlık sektörünü kilitleyerek ilaç satışını önlemekti. Kardiyoloji Çalışma Grubu başkanı olan bir kişinin yazışmalarında şu vahim e-postayı gönderdiği ortaya çıktı: Adnan Menderes Üniversitesi'nden SESA'ya, emekli bir hasta için pil talebi gelmiştir. Aldığımız karar doğrultusunda bu pilin temini reddedilmiştir... Bu malzemeleri, özellikle acil hastalar için alacaklarmış. Bu sektörde binlerce insan yaşayacaksa 1-2 kişi ölebilir... Firmalar, Emekli Sandığı ve resmi kurumlara bağlı hastalar için üniversite ve devlet hastanelerine hiçbir surette teklif teklif vermeyecekler ve açtıkları ihalelere katılmayacaklardır. Çünkü firmaların asıl elde etmek istediği Sonuç, bu kurumlarda yatan emekli ve resmi kurum hastaları için reçete uygulamasına bir an önce geçilmesidir.
Sayfa 518·Kitabı okudu