Aşk ve ölüm eşanlamlı. Bir de ölmeden evvel ölme meselesi var. Her halükârda ölümcül bir konu bu. Geçenlerde okuduğum bir kitapta da aşktan bir patoloji olarak söz ediliyordu. Doğrudan vücut salgılarının bir ürünüymüş bu duygular. Beynin dalga boylarını olumsuz etkilediğinden, nöronların dizilişini, bedenin nor-mal işleyişini ve kimyasını bozduğundan, iş gücümüzü azalttığından, aşkın çağımızda bir hastalık olarak algılanmasından daha doğal bir şey olamazmış yazara göre.
Eğer insanın içi birini görünce cız! etmemişse bunu olduracak kimdir. Yeryüzünün bütün odununu getirseniz bu kıvılcımı çakamazsınız. Kimsenin içine zoraki bir od düşüremezsiniz.
Eşzamanlılık diye bir şey yokmuş bir fizikçiye göre. Herkes kendi zamanında. Bu durumda duygudaşlık da olamaz. İnsanların birbirlerine karşı duygularında karşılıklılık içinde olmaların ne kadar ender bir durum, ne zor bir karşılaşmaydı. Bazıları ne kadar kolay ve çok genç yaşlarda kavuşuyordu bu mucizevi kimyaya. Bunun değerini anlamaya fırsat bile bulamazlardı lüzumsuz kavgalardan.