Muhammed Ali
mesaj-gonder
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
TAKİP ET
Muhammed Ali
@Muhammedosmanli
160 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
İncelemeye koyulduğumuz eser Ebu Hamid el-Gazzali Hazretleri'nin üç risalesinden oluşmaktaktadır.Kitaptaki üç risaleden ikisi İhya'dan seçilmiş olup, üçüncüsü ise Gazzali'nin çeşitli eserlerindeki hikmetli nasihatlerinden derlenmiş bir çeviridir.Sultan İkinci Abdülhamid Han devrinde Arapça'dan Türkçe'ye çevrilmiş olan bu risaleler sırası ile Mi'yar-ı Hüsn-i Ahlak(Güzel Ahlakın Ölçüsü), Mizan-ı Ülfet (Dostluk ve Muhabbet Terazisi) ve Misbahu'n Necah (Zafer Meşalesi) adlarını taşımaktadır.Risalelerin hem sadeleştirilmiş metni hem de çeviri yazı metni bulunmaktadır.Mi'yar-ı Hüsn-i Ahlak risalesinden kısaca bahsedecek olursak,eser güzel ahlak, güzel ahlakın meyveleri, ahlakın güzelleştirilmesinin imkan yollarından bahsederken; Mizan-ı Ülfet risalesi ise, ahlakın güzellikleri, ülfet, ülfetin sebepleri, kardeşlik ve dostluk hukukunu kısaca anlatmaktadır.Ve son olarak  Misbahu'n Necah risalesine gelecek olursak, bu risalede, ilim öğrenme yolunda ilk adımları atan öğrencinin ahlakı, ilim ile arasındaki münasebet, öğrencinin hocasına karşı görevleri, çocukların anne-babalarına karşı görevleri, arkadaşlık ve dostluk adabı gibi konularda  birçok nasihatlar içermektedir.
95 syf.
·
Puan vermedi
Düşünme, Konuşma ve Söz Üzerine
Düşünce tarihimizde belli kavramlar üzerine yapılan analiz çalışmalarından biri de incelemesini yapmış olduğumuz Ebu Hamid Muhammed el-Gazali’nin ‘el-Me’arifu’l-Akliyye (terc. Düşünme,Konuşma Ve Söz Üzerine )adlı eseridir. Bu eserinde İmam Gazali, aklın işlev ve türevleri olan bazı kavramları incelemekte ve o kavramlar arasındaki farkları tespit etmektedir. Eser, 5 bölümden oluşmaktadır. İlk olarak, düşünme ve düşünmeyle ilgili konular ele alınmaktadır. İkinci olarak, Konuşma ve konuşan hakkında mevzulara değinmektedir. Üçüncü olarak, söz hakkında olup sözün mahiyeti, amacı, hakikati ve son olarak Allah’ın kelamı hakkında durmaktadır. Dördüncü olarak, yazma hakkında olup, yaratıkların yazması ve Allah’a nisbet edilen yazı ve O’nun yazma halleri üzerinde durmaktadır.Ve son olarak, aranan hedef üzerinde başlığı altında harfler üzerine,insanların ihtilafı, mizaç ve anlayış farklılıkları, söz-düşünme-konuşmayı açıklamanın amacı, kadim ve kıdemin anlamı üzerinde durup ve en sonda sonuca bağlayıp bitirmektedir. Şimdi sıra ile bu bölümlerden bahsedelim.Gazali, ilk bölümde ilk olarak düşünme ve mahiyeti mevzusunu ele alır.Şöyle ki;Gazali,düşünmeyi tarif ederken onu ‘insan nefsinin,bilgisine yerleşmiş,aklına girmiş,şekilsiz ve cisimsiz soyut biçimi ifade edebilmesidir’diye tarif eder ve ekler ‘insan nefsi,ne vakit kalp aynasında fertleri ve özleriyle nesnelerin hakikatlerini tasavvur eder,nefs onları dile getirebilir,zihin onları düşünebilir,akıl ise onların içini ve dışını kuşatırsa, işte o zaman nefse,düşünen adı verilir.Açıklama yapmasa ve dille söylemese de o adamı düşünendir.’ Anladığımıza göre burada esas olan ilk husus,insanın zihninde bulunan soyut bir biçimi bir başkasına iletebilmesi,onun bu imkan ve yetenekle donanmış olmasıdır. Düşünmenin mahiyetine gelecek olursak, Gazali şöyle der: 'düşünmenin mahiyeti,nefsin,bilinecek şeylerin biçimlerini tasavvur etmesi ve hangi dilden ve hangi ifadeyle olursa olsun,nefsin, akılda geçen şeyleri başkasına duyurabilmesi' olup ve son olarak ‘Şu halde düşünen kimse,Rabbini duyabilir ve başkasını duyabilir.Düşünme,insanlık şerefinin sonu ve meleklerin halidir.Çünkü onlar düşünme ile nitelenmişlerdir.Oysa insan bilkuvve melektir.’ der ve bu kısmı bitirir. Ondan sonra insan küçük bir alemdir başlığı altında,düşünmenin insan için şerefini ve Allahın yüceliğinin bilinmesi için düşünmenin ne kadar yüce olduğunu anlatır ve  düşünmenin yetkinliğinin belirtisi olarak da iman rütbesi olduğunu belirtir.Ondan sonra düşünmenin niteliğine geçer Gazali.Öncelikle düşünmenin niteliği hususunda, yaratıcının değil,yaradılanın niteliğini olduğunu belirtir.Zira O’na göre düşünme ameliyesi ne kadar yüce, şerefli olursa olsun yine de o insan nefsinin ve aklının bir niteliği olup, ‘bilen, yapan, algılayan, bilici, diri ‘bir cevherdir.Keza, nefsin mahiyeti hususunda nefsin bedene yerleşik olmayıp, tersine nefsin bakıcısı ve yöneticisi olduğunu belirtir. En son olarak da, Yaradıcı’ya akıllı denilemeyeceği hakkındadır ve bunu şöyle açıklar:"Zira nefs bir cevherdir yani yaratılmıştır, düşünme de onun niteliklerindendir. İşte bundan ötürü yüce Allaha düşünen (natık) verilmez…Yüce Allah cevher değildir." Gelelim bu bölümün en son kısmı olan düşünmenin derecelerine..İmam Gazali, bu kısmı açıklarken, zişuur varlıkların düşünmelerinin olduğunu ve birbirlerine benzerliklerinden söz eder.Örneğin; Müminlerin düşünmesi ,feleklerin düşünmesine benzer; bilginlerin düşünmesi, meleklerin düşünmesine benzer olduğunu söyler ve tüm bunların Yüce Allahtan beri olduğu ve O’nun cisimlilikten,cevherlikten münezzehtir olduğunu söyleyip , bu kısmı nihayete erdirir ve ikinci bölüme geçer. İkinci bölüm yukarıda belirttiğimiz üzere konuşma ve konuşan hakkındadır.Bu bölümde iki kısım vardır.Birinci kısım, konuşmanın mahiyeti ve hakikati. İkinci kısım,Allah’ın konuşmasıdır.Birinci kısımda Gazali hazretleri, konuşmayı ikiye ayırır. 1.Yüce Yaratıcıya ait olan konuşmadır. 2.İnsana ait olan konuşmadır. Gazali’ye göre," Yaratıcıya nisbet edilen konuşma, Rab-oluş(Rububiyet)* sıfatlarından bir sıfattır ve insanların sıfatları arasında hiçbir benzeşme yoktur(…) Zira,Yaratan,yaradılana benzemez ve şöyle der: ‘Yüce Allah’ın konuşması, ikram etmek istediği kuluna ilminin gizli olanlarını aktarmasıdır.(…)O’nun konuşması, nitelik altına girmez. Yani var mıdır-yok mudur sorusuna gerek görmez, nelik-nicelikle nitelenmez-" olduğunu belirtip, insanların konuşması mevzusuna gelir. O’na göre konuşma,'kendisine söz denilmeden önceki nutkı düşünce ve akli sezgiden doğan ve onların düzenli bileşkesi olan ifadeye' denir.Ve böylece düşünmenin vasıtalara(iletme,söz,hareket,organ,işitme gibi)muhtaç olduğunu açıklayıp ve sonunda Allahın konuşmasının bundan farklı olduğunu belirtir.Zira Gazali’nin ifadesiyle' O her şeyi bilmektedir.O’nun ilmi, değişmez, değiştirilemez, tanımlanmaz ve sayıya sığmazdır.' Ve bu kısımda böylelikle sona erer. İkinci kısım ise belirttiğimiz üzere Allah’ın konuşması hakkındadır.Gazali’ye göre Allah’ın konuşması, insan gibi nitelenmeyeceğinden dolayı O’nun hakkında bir vasıta(organ,düşünme vs) söz konusu olamaz.Zira 'O’nun bilgisinin/ilminin içiyle, konuşmasının dışı birdir, aynıdır'.Yani anladığım kadarıyla demek istiyor ki Gazali hazretleri,o özce bir olduğu gibi, tüm yönlerden, sıfatları itibariyle de birdir.Değişme, eksilme, çokluk gibi kelimeleri O’nun hakkında ifade edilemez.Zatı tanımsız, yani nasıllığı bilinmez ve kelimeleri salt organsız bir gerçektir(Hakk).Dolayısıyla der Gazali ‘gerçek anlamda konuşan yalnızca Hak Tealadır.’O’ndan başkasına konuşan denildiği zaman bu ancak mecaz itibariyledir ve ekler ‘Ne var ki, yüce yaratıcının konuşmasına uyan, tefsir ve teviline inanan, tenzilinin emirlerini yerine getiren ve hakkını vererek okuyan kimse, ancak o zaman ve şartlar dahilinde konuşan olur.’ Ve son olarak şöyle bitirir: ’’Ey bilgi arayıcısı! Bilesin ki, Allah’tan başka şeyler boştur(batıl);O’nun konuşması dışındaki konuşma, boş laftır; Allah’ın sıfatları Allah’tandır; Peygamberinin verdiği haberler, Kur’an’ın sırlarındandır.Bu Kur’an’a inanmayan, Allah’ın yardımından yoksun ve yardımından mahrum kalmayı hak eder.Çünkü o bozgunculuk ve nankörlükle nitelenir...’’ Üçüncü bölüme gelince, yine başlarda belirttiğimiz üzere Söz hakkındadır. İlk olarak sözün nasıl oluştuğunu açıklar ve sözün tanımına geçer.O’na göre "söz, dillerde dolaşan tam konuşmadır. Dinleyicilerin kulakları alacak şekilde ortaya çıkmadıkça, tam konuşmadan söz edilemez.(…)Söz ancak dışardan hitap edilen bir dinleyici ile birlikte olur."Ve bunları açıkladıktan sonra her bölümde olduğu gibi Yüce Allah’ın konuşmasına götürür ve Allah’ın tüm bunlardan münezzeh olduğunu açıklar ve böylelikle bu  kısımda sona ermiş  olur.İkinci kısım da ise sözün amacı ve hakikatidir. Gazali,ilk olarak ‘gerçekte insanın cevheri, akleden, düşünen, algılayan, eyleyen nefs’tir.’ ifadesiyle insanın cevherinin nefs olduğunu söyler. Ve ondan sonra söz’ün anlamına ifade etmek maksadıyla nefsin işlevlerinden bahseder ve sözün anlamına şöyle bağlar:’’Nefs konuşmanın anlamını, ifade edilenin faydasını gösterir bir ifadeyle bir başkasına ifade ettiği vakit ona söz denir; her ne kadar bazı dinleyiciler, bir adet, bir kusur, bir taksir nedeniyle onu anlamasa da. Şu halde, nefsin anlamı ifadesi iki yoldan biriyle, yani ya sözle veya yazıyla olur.’’Ondan sonra Gazali hazretleri,sözün oluşmasını açıklar ve sonunda sözün hakikatine ulaşmasıyla bu kısımda nihayete erer. Üçüncü kısma geldiğimizde Yüce Allah’ın sözünden bahseder Gazali.Bu kısımda Allah’ın sözünün, ‘’bir cimrilik,bir engelleme ve bir eğilim olmadan, akıllara yetilerine göre ve güçleri oranında, anlamları aktarmadan ibarettir.’’ İfadesiyle Yüce Allah’ın haksızlıktan, müşriklerin kendisi hakkında söylediklerinden münezzeh olduğunu söyler ve her bir kelimesinin bir takım sırlarından bahseder ve ekler: "Yüce Allah bu kitabın almayacağı pek çok sır vardır. Senin görevin, şeriat eğitimiyle tabiat kirlerinden nefsini temizlemek ve gaflet uykusundan onu uyandırmaktır.(..)" der ve bu bölümü de nihayete erdirmiş olur. Dördüncü bölüm yazma üzerinedir.İlk olarak yaratıkların yazması üzerinde durur. Bu kısım da Gazali, Yüce Allahın insanı yaratmasından bahsedip, onu şerefli kıldığı ve onu öteki yaratıklardan üstün tuttuğu için, insan türünü sadece yardımlaşarak, dayanışma yaparak hayatlarını sürdürecek biçimde birbirine bağlı, birbirleriyle ilişkili ve koruyucu yapmasından bahseder.Ve tüm bunların devamlılığı hususunda  insanın alemin bayındır haline getirmekle olur. Bunlar çeşitli meslek ve sanatlarla olduğunu söyler. Ve ondan sonra Gazali, sanatların kısımlarından bahseder ve sanatkarın kendisinde olması gereken bir takım hususiyetlerinden bahseder. O’na göre sanatlar; 1.ilmi 2. Ameli sanatlar olmak üzere ikiye ayrılır. Mevzubahis olan yazı sanatı ise 1.kısma girer.Bu mevzuda Gazali, yazının neliğinden, nasıl oluştuğundan ve şerefli oluşundan bahseder ve bu kısmı bitirir. İkinci kısma gelince; Gazali, bu kısımda  Allah’ nisbet edilen yazı ve O’nun yazma hallerinden bahseder. Öncelikle Allah’ın yazmasını, cismani kalemle olmadığı gibi levha üzerinde yazma olmadığını belirtir ve O’nun yazmasının 3 mertebesinden bahseder: 1.mertebe:Doğrudan yaratma. 2.mertebe:hikmetin  latifelerini ve kelimenin anlamlarını peygamberlerin kalplerine vahiyle, evliyanın kalplerine ilhamla bırakmasıdır(ilka) 3.mertebede ise: Müminlerin günahlarını bağışlaması ve Müslümanlara rahmetini göstermesidir. Gazali, yazmanın bu 3 mertebesinin her birini açıklar.Yazı çok uzayacağından -ki uzamış da:)- o yüzden girmeyeceğiz.Son sözlerinden bahsedip bu bölümü de nihayete erdirmiş olacağız. Gazali şöyle der:’’Bilesin ki, Allah’ın yazması; doğrudan yaratması, müminlere vahiy ve ilhamı bırakması, Hz.Muhammed’in göndermesi, ödül ve ceza gününe kadar şeriatını koruması demektir.(…)’’ Gelelim en son bölüm olan 5.bölüme.Bahsettiğimiz gibi bu bu bölüm  ‘Aranan Hedef Üzerinde’ başlığı üzerinde olup, ilk kısım olarak harflerden bahseder Gazali. Bu kısımda Gazali, harflerin neliğinden ve hakkındaki insanların ihtilaflarını söz konusu eder ve açıklar. İkinci kısımda ise Gazali, insanların ihtilaflarından bahseder.O’na göre insanların ihtilaf etmesinin,  insanların mizaç ve anlayışlarının farklı olduğunun göstergesidir. Şöyle der: ’Ve her şahıs, mizacı ve yeteneği oranında nefsi kabul eder. Mizacı, ölçülülüğüne ne kadar yakınsa yeteneği de o kadar güçlü olur. Yeteneği ne kadar artarsa nefis o kadar güçlü olur. Nefsin gücünden akıl gücü doğar. Akıl gücünden yönetim(tedbir) iyiliği doğar. Yönetim iyiliğinden de alemin düzeni meydana gelir.’ Bunları bahsettikten sonra her insanın bir mertebede olmayacağından, her birinin belli bir mizacı ve bünyesi olduğundan bahseder ve misal vererek açıklar ve dolayısıyla İhtilaf meselesini de bu yönden açıklar Gazali. Kiminin basiretinden, kiminin nefsinden, düşüncesi ve hakeza. Ve bu kısımda böylece biter. Gelelim üçüncü kısma. Üçüncü kısımda Gazali, söz, düşünme ve konuşmayı açıklamanın amacı üzerinde durur. Ve bu amaçtan maksadı, ‘Yüce Allah’ın konuşması ve kuşku duyulmayan, takva sahiplerine kılavuz olan kitabı hakkında şüphe duyan gafillere hatırlatmada bulunma’olduğunu söyler. Dördüncü kısımdan da söz edip  nihayete erdirelim. Dördüncü kısımda kadim ve kıdemin anlamı üzerinde durur Gazali. Öncelikle kıdemi açıklayalım ve sonra Gazali’nin kıdem hakkında çeşitlerinden bahsedelim:Kıdem:Varlığının öncesi olmama anlamlarına gelmektedir.Şöyle ki:Varlıkların sebep-sonuç ilişkisine bağlı olarak bir ilk sebebe dayanması, mantıki açıdan bir zorunluluktur.Öyle bir sebebe dayanmalıdır ki, var edilmeye muhtaç olmayan ve bizzat var etmeye muktedir olmalıdır. İşte bu sebep Yüce Allah’tır. Onun başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur.O kadim ve ezelidir.Şimdi kıdemin çeşitlerine geçelim.Gazali hz. Kıdemi şu çeşitlere ayırır: Zaman itibariyle kıdem, şeref itibariyle kıdem, mertebe itibariyle kıdem, mekan itibariyle kıdem ve son olarak zat itibariyle kıdemdir.Gazali, bunların her birini açıklar ve bundan sonrası sonuç kısmına geçer. Ve bizim de  yazımız sona ermiş olur. Gayret bizden Tevfik Allahtan.Kusur,hata bizden.Doğrular Allahtan.. ------- *Burada rububiyet sıfatını açıklayalım.Şöyle ki:Rububiyet Allah’ın her zaman ve her yerde her mahluka,muhtaç olduğu şeyleri vermesi ve onları terbiye ve tedbir etmesidir.Kısaca malikiyet ve besleyicilik keyfiyetini ifade eden bir terimdir.
kamera
Düşünme, Konuşma ve Söz Üzerine
kamera
İmam Gazali
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.6/10 · 49 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
332 syf.
·
5 günde
·
Puan vermedi
Taha Abdurrahman, kendi felsefe projesi çerçevesinde birtakım kavramsal eleştiriler yapmasıyla öne çıkar.Onun bu eleştirdiği kavramların başında modernitenin kritiği niteliğindeki rasyonalizm ve sekülerleşme ile özdeşleşen araçsal akıl gelir.Fakat onun amacı moderniteyi tümüyle reddetmek veya yıkmak değil,başka bir bakış açısı sunmaktır.Bu kitapta moderniteyi bütün çeşitli boyutlarıyla ahlak felsefesi diyebileceğimiz bir bakış açısıyla eleştirmektir.Kitapta her konuyu önce kurucu analitik unsurlara ayırır.Bu yüzden kitap başlıklarının farklı kavramsal bileşenlerden olduğunu görürüz.Düşünme boyutunda ister akıl ister düşünme biçimlerini ister modernliğin ruhunu tartışsın mutlaka ahlakliği ön plana çıkarır ve o boyuttan bakar.Onun bu felsefi projesi büyük ölçüde ahlaki öz benliğin teşekkülü üzeredir.Modernite eleştirisi yaparken en fazla etik boyutunda kafa karışıklığının yaşandığının farkındadır.Öyle ki bazı filozofların ahlak boyutunda ele aldıkları değerleri başka filozoflarca ahlak dışılıkla nitelemişleridir.Tabiki bu değerlendirmelerde ahlakın kültürel ve tarihsel etkenlerle bağlantılı olduğunun belirtmesiyle belirginlik kazanan fikri karmaşa hayli etkindir.Taha Abdurrahman, ahlak üzerine düşünmenin, hatta çok ayrıntılı ahlaki bilgiye sahip olmanın ve emsalsiz bir ahlak felsefesi ortaya koymanın,ahlaklılık olmadığının veya ahlaklılık anlamına gelmediğinin tezini ortaya koyar.Ona göre Modern Batı Düşüncesi geleneğinde teori ile pratik uygulama arasında kopukluğun uçlara varır ve bu kopukluğun bilgi,siyaset ve medeniyete olumsuz etkisine değinmekte ve bu bağlamda çağdaş islam düşüncesini de eleştirmektedir.Ona göre çağdaş Batılı filozofların ısrarla ethikos ve moralis kelimeleri arasındaki ayrımı gündemde tutmaları ihmal edilmemesi gereken bir husustur.Şüphesiz ahlak felsefecilerinin kavramlar hususunda içine düştükleri açmazların ötesine geçerek ahlakı sorunlaştıran kitap filozofun yapıcı eleştirel yaklaşımıyla ümit verici bir düşünce yolu ortaya koymaktadır.Çalışma, düşünmeye devam ederek entelektüel meydan okumalar konusunda örnek bir beceri sergileyen Taha Abdurrahman düşüncesinin temel niteliğini ortaya koyma girişimi şeklinde okunmalıdır.
kamera
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
112 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
Kalbin İlacı:Gelin Taci
Siz hiç, bir kitabın karşınızda size nasihat verdiğine şahit oldunuz mu? Olmadıysanız, nasihat isteyenlere Gelin Tâcını tavsiye ederim Arka kapaktan başlamak istiyorum; Rızık konusunda şüphe etmek, rızkı verenden şüphe etmektir. Sen kendine bir şey alacağın zaman güzel olanı seçiyorsun. Fakat Allah’a karşı hareket ve davranışlarında bu özeni göstermiyorsun. Gerçekten bütün geceyi ders vererek geçirsen, nefsinin hoşuna gider de, aynı gece iki rekat namaz kılmak sana zor gelir. Bu cumleler bile aslında kitabın ne kadar dolu olduğunu gösteriyor, içerisindeki her bilgi adeta yüreği okşuyor ve akla hitap edip balta gibi kafaya indirip bir çok gerçeği uyandırmaniza vesile oluyor. Kafka'nin deyimiyle kitap velhasıl uyandırıyor,silkeliyor.. Kitabın bendeki en önemli kısmına gelirsek; Dünyanın kapitalist sistemleri icinde bogulurken elimizden hızla akıp gittiği, zamanın asla durmayacak oluşu, günümüzde sanki hızına hız katarak ilerlemesi ile beraber dünya hayatı sanki daha bir önemli hale geldi ve dünya kalbimize fazlasıyla yer almaya başladı.Etrafta sürekli ‘anı yaşa’ gibi söylemlerle insanların aklı bulanıyor. Bir anlamda bizi dünya nimetlerine bağlayan bir sürü psikolojik etmen var çevremizde. Bu ani yaşamalar en son bizi boşluğa mazallah intihara bile sürüklüyor. En önemlisi nefsimiz var bizi dünyaya bağlayan ve bizler kibirliyiz maalesef ve kibir, gurur öyle bir sarmış ki ruhumuzu bize hayat bağışlayan Allah’ı anmaktan aciziz yük görüyoruz. Ve işte incelemeye çaliştiğimiz bu kitap insanı karşısına alıp konuşan bir şeyh edasıyla karşılıyor bizleri. Acizliğimizi tekrar tekrar yüzümüze vuruyor. Bunu hak ediyoruz; iyi de oluyor.. Sürekli plan yapıyoruz. Acaba aynı titizliği ahiret hayatımız içindd gösterebiliyor muyuz? Her günün akşamında Hz. Ömer (r.a.) gibi, “Bugün Allah için ne yaptın” diyerek kendimizi hesaba çekebiliyor muyuz? Bu konuda sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Akıllı kimse kendini sorguya çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.” Yüce Rabbimiz de, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne gönderdiğine baksın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” buyuruyor. Dünya ve ahirette mutlu olabilmenin yolu; dünyayı iyi değerlendirip ahireti kazandıracak ameller yapmaktan geçer. Nitekim Peygamber Efendimiz “İnsanların çoğunun kıymetini bilmediği iki nimet vardır: Bunlar; sıhhat ve boş zamandır. Ayrıca “Âdemoğluna kıyamet günü şunlar sorulmadıkça asla yerinden ayrılmaz: Ömrünü nerede ve ne şekilde geçirdiğinden, İlmi ile ne yaptığından,Malını nerede kazanıp nereye harcadığından ve bedenini nerede yıprattığından” sorguya çekilmedikçe insanın mahşer yerinden ayrılmayacağını buyurarak hayatımızı verimli geçirip geçirmediğimiz konusunda sorguya çekileceğimiz konusunda bizi uyarmıştır. Bunun için zaman zaman nefis muhasebesi yapmamız gerekmektedir.. Aksi halde ahirette hüsrana uğrayanlardan oluruz. Dünyada yaptıklarımızın mutlaka hesabını vereceğiz. Kitap icerisinde ; Ezeli ve takdir etmeyi rızayı ilahiyi, Ümitsizliğe kapılmamayi mevlana hz kıssası üzerinden anlattığı noktayı çok beğendim. Ayrıca salt ilim ve ibadete guvenmemeyi güzel şekilde öğretiyor.Bilhassa namaz konusu çok önemli ve imtihan bölümü mutlaka okuyun. Tasavvuf deryasina dalıp insan daha iyi idrak ediyor feyizlenip yıkanıyor. arınmak öncelikle bu mesleğe tabiyetle mümkün tabiki. Arap atasözünde “evvela yol arkadaşı, sonra yol” şeklinde ifade edilen husus önce yol aydınlığı, göz aydınlığı, gönül aydınlığı verecek şahsiyetlerin yolumuzda olması gerektiğidir. Sonrası yola çıkmaktır, aramaktır, yoldan çıkmaktır, yola revan olmaktır, yolcu olmaktır ve yol olmaktır. Ataullah İskenderi hazretleri, hakikatin ve hikmetin kutlu yolunda “Gelin Tâcı” ndan ilham almaya ve taçlanmaya çağırıyor. Sözün en güzeline ve hikmete tabi olmak isteyenleri bu kitapla zevkli bir yolculuk bekliyor. Bize düşen icabet etmek. Ömrünü tasavvuf’un çizdiği hikmetli yolda yürümeye adayan Ataullah İskenderi hazretleri, Cenab-ı Hakk’ı tanımadan geçen günleri, O’nu bilmeden ve O’ndan gafil geçen günleri yaşanmış saymıyor ve hemen kitabın başında bir ikaz veya nasihat cümlesinden olarak şunları söylüyor: “Allah’a yemin ederim ki, senin asıl ömrün; doğduğun günden beri olan süre değil; bilakis Allah’a tanıyıp bildiğin günden beri geçen süredir.” Ve son olarak incelememizi bir alintiyla bitirmek istiyorum.Hazret şöyle diyor:Asıl kaygılanıp üzülecek şeylere aldanmayıp da önemsiz konularda endişeye kapılman, cahillik olarak sana yeter de artar! Kaygılanacaksan şunlara kaygılan: Mümin olarak mı öleceksin kâfir olarak mı? Cennete mi gideceksin, yoksa ebediyen yanacağın ve sonu olamayan cehennemi mi boylayacaksın? Amel defterinin sağından mı yoksa solundan mı verilecek? İşte bunları düşünerek endişe et! Atıştıracağın bir iki lokmayı, yutacağın birkaç yudum suyu dert edinme! Seni mülkünde çalıştıran kral seni beslemez mi? Sen bir ziyafet evine çağrılasın da aç kalasın, mümkün mü? Allah’a kulluk etmenin en iyi şekli, O’na tam anlamıyla güvenip bel bağlanandır, çünkü bu dünyada pasif (önemsiz) olman mahşer gününde öyle olmandan daha iyidir. Öyleyse hayatını elekten geçirerek arındırmaya bak!(Sayfa 57) Sitedeki ilk incelemem,umarim faydası olmuştur.. İyi okumalar...
kamera
Gelinlik Tacı
yildiz
9.4/10 · 1.834 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
;