"Sevr 'i imzaladık, çaresiz."
İkinci katın açık penceresinden, çaldığı uda eşlik eden Mehpare nin sesi geliyordu hafif hafif.
Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime.
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.
+ Ne yapmasını bekliyorsun Kemal? Kafa tuttuğu takdirde onu da aşağılamaları bir ihtimalken, koskoca sultan bunu göze alabilir mi?
- Kendi bunu göze alamayabilir, lakin ölümü bile göze alanlara arka çıkmalıydı sultan.
+ Oğlum, arka çıkmıyor mu zannediyorsun? Silah teslimatı yapmayarak, emirlere itaat etmeyerek mukavemet gösteren paşalara müsamaha eden sadrazamları makamlarına kim tayin ediyor? Onu yerli yersiz hiç bir şey bilmeden suçlama, rica ederim.
- Şuna emi olun ki dayı, eğer Sultan da bir kurtuluş planı hazırlamakla meşgul ise hayatım ona feda olsun.
Ne mi oldu? Ne mi oldu? En fena şey oldu! İngilizler bugün meclis i bastılar! Kemal düşünebiliyor musun, küstah İngilizler, sefirlerini yollayıp izahata bile lüzum görmeden, istihbarat zabiti Bennett denen herifle meclis e ani bir baskın yaptılar ve Rauf bey ile Kara Vasıf bey i tevkif ettiler. Yüksek rütbeli devlet memurlarını ellerine kelepçe vurarak, çeşitli hakaretlere maruz bırakarak, kamyonlara doldurup götürmüşler. Meclis i basmaları yetmezmiş gibi, Cevat paşayla Doktor Esat paşayı, giyinmelerine dahi müsaade etmeden, evlerinden pijamalarıyla çıkartmış utanmazlar, ellerini bağlayıp hırsız götürür gibi sürükleye sürükleye almışlar. Esat paşaya yolda eziyet de etmişler... Söylemeye dilim varmıyor,dövmüşler.
Ne kadar anlatsam, yüreğimde ki yarayı göremezsin. Arkadaşlarımın donarak öldüğü, aç kurtlara ve Ermeni çetelere yem olduğu o seferden beri, beni acıtan bambaşka bir şeydir Mehpare. Vatan için donaydık vatan için öleydik gam yemeyecektim. Bizler o karlı dağlara niçin tırmandık, bilir misin? Ruslarla savaşan Almanların hatrı için. Rus kuvvetlerini peşimize düşürelim de, Alman askerleri rahatlasın diye, bir şark cephesi açması için baskı yapıldı Osmanlı'ya. Enver delisi sürdü bizleri beyaz cehenneme, doksan bin genç adamı, gözünü kırpmadan sürdü dağlara. Arap çöllerinden gelenler üzerinde incecik kumaştan üniformalarla, bizler ayağımızda kösele postallarla, karın üzerinde günlerce yürüdük. Rüzgarda buzdan kalıplara dönmüş kaputlarımızın içinde, kollarımızı kıpırdatamıyorduk. Buz tabutlara konmuş gibiydik. Eldivenlerin içinde parmaklarımız önce üşüdü, sonra yandı acıdan, daha sonra hissizleşip dondu. Dövüşemeden , bir kurşun atamadan teker teker dondurdu bizi. Öldürdü bizi Enver.