Tanrı'nın verdiği, seçilemeyen veya tercihinin dahi söz konusu olmadığı bir hayatın içinde yaşıyoruz hepimiz. Ama hiçbirimiz kusursuz yaşayamıyoruz. Kimimizin hayatı, geceleri gökteki hilalin dahi aydınlatamadığı, dipsiz kuyuların kör edici karanlığında, zemheri vurmuş duygularımızın hissettirdiği katlanılmaz işkencelerle geçiyor. Engebeli yollar içinde, bazen bata çıka, asfalt döküm yollar aramakla ama bulamamakla geçiyor. İşte benim hayatım da tıpkı bu anlattıklarım gibi... Doğuştan gelme ve tüm çocukluğumu hiçe saymak zorunda bırakan bir kalp hastalığıyla mücadele ettim. Akranlarımın, basit gibi görünen şeyleri dahi yapamıyorum. Her erkek çocuğunun, adeta içgüdüsü olan; koşmak, zıplamak, oynamak, bisiklet sürmek, hatta okulda beden eğitimi derslerine çıkmak, yani kısacası efor sarf ettirecek pek çok şey, Tanrı tarafından bana lüks görüldü.
Lakin asla isyân eylemedim. Hatta gözyaşı dahi dökmemeye and içtim. Çünkü gerek yoktu; başkalarını, özellikle anne ve babamı, üzecek hâl ve hareketlerde bulunmanın ya da bu dezavantajlı durumu haince fırsat bilip, tüm ailem karşısında, nasıl olsa hasta olduğum için kızamazlar düşüncesiyle üzmenin ve son olarak da yaralı ve faydasız bir birey gibi görünmenin...
Ben de yazdım, hem de yazdıkça yazdım. Romanlar, öyküler, minik hikâye kitaplari, şiirler, gezi yazıları, bol betimlemeler, günlükler ve daha niceleri... Henüz 14 yaşında, hâlâ engelli sayılan ve yasaklarla zincirlenen bir çocuk olarak tüm dünyaya, "Mark Gorphe Gizemi" adlı bu kitabı sundum. Henüz pek bilinmemesine raĝmen, umuyorum ki bir gün bu romanı fark eden mükemmel insanlar olur. (İnternette satışta şu an)