Her zaman eylemle niteliğin rollerini birbirinden ayırmanın güç olduğunu söyledim. "Varlık ve Hiçlik"te, bir garson olmanın, garson olmayı oynamak olduğunu, bunların birbirinden ayrılamayacağını açıklamaya çalışmıştım. Bir oyun olsun da içinde gülünç öğeler olmasın; bu imkansızdır. Daha önemli uğraşlarda, örneğin ressamlıkta da böyledir bu. Boyalarını, bunları satın aldıkları dükkanı seçtikleri ölçüde; resim yapmak alışkanlıkları ölçüsünde ressamlar da oynuyorlar: Hiçbir zaman olamıyacakları bir şeyi, ressam olmayı deniyorlar.
Oyuncunun kendini oyuncu duyması iyi bir şeydir. Ama bazı oyuncular (ki aralarında çok iyileri de var) bütünüyle veriyorlar kendilerini, ve oynarken, oynadıkları rolün kişiliğine bürünüyorlar. Başka bir deyişle rollerini yaşıyorlar. Tiyatronun hiçbir zaman bir yaşam olmadığını unutuyorlar.
🏚
"İnsanlar.. Nehirde sürüklenen tahta parçaları gibi yaşıyorlar.. Bazen bir ev kuruyorlar onlardan.. Kalan yongalarsa sürüklenip gidiyor.."
| Maksim Gorki