Çocukken yöneticilerle kavga ettiğinde birkaç kez işten ayrıldığını ya da kovulduğunu hatırlıyorum. Sosyalizm dönemiydi ve iflah olmayacağının ben bile farkındaydım. Amirinin önünde başka bir işçiyi savunur, bir terslik görür, istifasını sunar, kovulur ve kötü sicil edinirdi. Bu sicille seni hiçbir yerde işe almayacaklarını anlamıyor musun, diye kızardı annem. Öyle oturup susamam ki, cevabını verirdi babam ve iş aramaya çıkardı.
Sümbüller de çiçek açtı - yetmiş beş mavi, otuz beyaz ve yirmi sekiz tane pembe, onları görmeye gel. Şimdi gelemem baba. Ama bu yıl kirazda iş yok. İnşallah ayva bol olacak. Onun yaşadığı dünyadan gelen haberler bunlardı. Yaşamak istediği dünyadan.
Birdenbire yanınızdaki, her zaman var olacağına inandığınız kişi, ölümlülüğüyle ışıldamaya başlıyor, saydam ve kırılgan hale geliyor. Hayatının ipliği, sonbahar güneşinde aniden görünür hale gelen örümcek ağları gibi parlıyor.