Z

Zira Allah ile meşgul olmayan kalbi, mâsivâ işgâl eder.
Reklam
Sâhibü'l-vefâ Mûsâ Topbaş -kuddise sirruh da, zikrullâhın mânevî terbiyedeki ehemmiyeti hususunda șu tespitlerde bulunur: "Zikir, mühim bir aşk ve îmân ölçüsüdür. Seven sevdiğini çok zikreder, ara vermeden gece gündüz, her saatte, her anda zikreder, anmadan yapamaz. Zikrullâha vâsıl olan her şeye kavuşmuştur. Zikrullahtan mahrum olan da her şeyi kaybetmiștir. Zikrullah kalbin nuru, rûhun huzuru, gönlün cilâsı, aklın ölçüsüdür. Zikre devam edenin kalbi mâmur, fiil ve ahlâkı güzel, rûhu sevinçli olur.
Letâifler, ancak çok zikretmekle uyandırılabilir. Son dönemin büyük âriflerinden Mahmud Sâmi -kuddise sirruh- bu konuda şöyle buyurur: "Zikr-i dâimî, kalbi yumușatacak ve tasfiye edecek birinci șarttr. Çünkü Cenab-ı Hak; "Ey mü'minler! Allâh'ı çok çok zikredin." (el-Ahzáb, 41) buyurmuştur. Zira az yapılan zikir, kalbin yumuşamasına kâfî gelmez, kalp ancak çok zikirle yumuşar. Hiçbir șey buna mânî olmamalıdır. İnsanın mükerrem olușu, zikr-i dâimî ile tecelli eder, beden bununla nurlanır, temizlenir.".
Bişr bin Hâris el-Hâfî Hazretleri șöyle der: "İnsanlar Allah Teâlâ'nın azameti hakkında tefekkür etseler, O'na isyân edemez, günah işleyemezlerdi." (İbn-i Kesîr, 1, 448, Âl-i İmrân 3/190 tefsirinde)
"Yanında ismim zikredildiği hâlde bana salât ü selâm getirmeyen kimse rahmetten uzak olsun! Ramazân-ı Şerîf'e girip de mağfiret edilmeden çıkan kimse rahmetten uzak olsun! Anne ve babası yaşlılık günlerini yanında geçirip de (onları memnûn ederek) cennete giremeyen kimse rahmetten uzak olsun!" (Tirmizi, Deavat, 100/3545)