"Utancını görüyorum senin. Şu dün yada karnında bir cevher gibi sakladığın o som acıyı bir tek ben biliyorum. Hem göz kamaştırıyor hem de zifiri karanlığınla hiçliğe çekiyorsun. Bütün hikâyeleri duymaya hazır, düştü düşecek dalin dan sarkan bir yaprak denli iki yerde, varla yok arasındasın."
" Utancını biliyorum. Benliğinin en mahrem parçası bende duruyor. O çetrefil duyguyu emanet alalı beri gözümü gözünden ayırmadım. Tarihi bir sır yüzüne nakşedilmiş senin. Seni doğuran anne, seni düşleyen baba henüz dünyada yokken, atalarının çizdiği kederli bir sima, tenden te ne geçen yakıcı bir ağıtın son defteri olmuşsun. Nasıl okuyacağını bilmiyorsun yüzündeki harfleri. Yaşamadığın halde etkisi altında kaldığın, söze nereden başlayacağını bilemeyip satırlarını bitiştire mediğin bu gizil utanç, büyümeni aksatıyor.
Öte yandan, tanıdık hisleri hissettiğinde o yazı siliniveriyor alnın dan. Sözgelimi horgörüyle dudakların sola bükülürken ya da has ret çektiğinde sulanırken gözlerin, utancına dair tek bir sözcük göremiyorum yüzünde. Ama bazen dalgınlığa kapılıp dünyadan kop tuğunda tanımadığın bir hissin zarfında hiçbir şey hatırlamıyor sun. Hatırlamadığın bir olayın karanlıkta kalmış hatırasıyla baştan ayağa ağrırken buluyorum seni."