Eğer kazara bizim Türkiye'den bir yazar Nobel ödülünü alacak olursa benim kanaatim şudur ki,bu, o yazarın evrensel boyutlara ulaştığından değil, Batılının turistik heveslerini okşadığından ötürü olacaktır.
Her ulusal kültür, gelişmiş olmasa bile, demokratik ve sosyalist bir kültürün unsurlarını ihtiva eder, çünkü her ulusta, hayat şartları, zorunlu olarak demokratik ve sosyalist bir ideolojiyi doğuran sömürülen bir emekçi yığını vardır. Ama her ulusta, aynı zamanda (çoğunlukla aşırı gerici ve yobaz nitelikte olan) bir burjuva kültürü de vardır ve bu ulusal kültürün "bir unsuru" olarak kalmaz, egemen kültür biçimine bürünür. Böylelikle "ulusal kültür", genel büyük toprak sahiplerinin, papazların ve burjuvazinin kültürüdür.
Bizi kaygılandıran şeyler, günlük politikanın durmadan değişen sorunları olmamalıdır. Bizler sanatçı kişiler olarak, insanları insan varlığının olumlu değerleriyle kaynaşık kılmak; başka bir deyişle onları hayat karşısında uyanık kılmakla yükümlüyüz.
Batı'nın bunalımcı sanatı batı için ilerici bir nitelik taşıyabilir. Ama Türkiyeli sanatçı bunalıma düşmemeli, onu bunalıma iten koşullara karşı, hiç değilse eleştirel bir tavır takınabilmelidir.
Sanatın görevi, sanatçının sorumluluğu gibi sorunlar üzerinde tartışılacak yerde, aman sanat incinmesin, aman sanata bir şey olmasın nazeninliği sürüp gitmektedir. Çünkü böylece toplumsal uyanış geri bıraktırılmak istenmektedir.