Herkes özgür olarak doğar ama esir olarak ölür. Hayatın başlangıcı tamamen gevşek ve doğaldır ama sonra işin içine toplum, kurallar, düzenlemeler, disiplin ve pek çok çeşit eğitim girer ve kendiliğinden oluşun gevşekligi ve doğallığı kaybolur.
Kişi etrafında bir çeşit zırh oluşturmaya başlar. Gitgide daha sert hale gelir. İçsel yumuşaklık artık görünür halde değildir.
Kişi, savunma için, hassas olmamak için, tepki vermek için, güvenlik için etrafında kale gibi bir olgu yaratır ve varlığın özgürlüğü kaybolur.
Kişi diğerlerinin gözlerine bakmaya başlar; onların onayları, onların inkârları, onların küçümsemeleri, onların hoşnutlukları gitgide daha önemli hale gelir.
Başkaları kriter haline gelir ve kişi diğerlerini taklit etmeye ve izlemeye başlar çünkü başkalarıyla yaşamak zorundadır.
Tepki verenler ve devrimciler aynı yolun yolcusudurlar. Birbirlerine karşı gibi görünebilirler ama yolları aynıdır.
Dindar bir adam ne tepkilidir, ne de devrimci. Dindar bir adam yalnızca gevşek ve doğaldır; ne bir şeyin yanında, ne de bir şeyin karşısındadır, o sadece kendisidir.