Murat Sarıkaya

Murat Sarıkaya
@Muratsa07
LİSANS
ANTALYA
ANTALYA, 6 Kasım
458 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Aslında bir şeyin güzel olduğunu söylerken, onun güzel olduğunu değil, ondan iyi bir şekilde etkilendiğini söylemektesindir, hepsi bu. Bir şeyin çirkin olduğunu söylerken ondan kötü yönde etkilendiğini söylemektesindir. Ya itilirsin, ya da çekilirsin. Çekildiğinde güzellik, itildiğinde çirkinlik olarak adlandırırsın. Ama bunu belirleyen, o nesne değil, SENSİNDİR çünkü aynı nesne bir başkasını çekebilir.
Sayfa 163 - Ganj Yayınevi·Kitabı okudu
Reklam
Kazanmak değil, aşmak - aşmak. Bu sözcük çok güzeldir. "Aşmak" ne demektir? Küçük bir çocuğun oyuncaklarla oynaması gibidir. Onları kaldırmasını soylersin ve o öfkelenir. Uykuya giderken bile oyuncaklarıyla gider ve annesi o uykuya daldıktan sonra oyuncakları alabilir. Sabah ilk sorduğu şey, oyuncaklarının nerede olduğu ve onları kimin aldığıdır Rüyasında bile oyuncaklarını görür. Sonra bir gün aniden oyuncaklarını unutur. Bir sure daha odasında bir köşede durur ve sonra da kaldırılır veya atılır; bir daha onları hiç sormaz. Ne olmuştur? Aşmıştır, olgunlaşmıştır. Bu bir kavga veya zafer değildir; oyuncaklara olan düşkünlüğünden kurtulmak için savaşmamıştır. Hayır, sadece bir gün bunun çocukça olduğunu ve kendisinin artık bir çocuk olmadığını görmüş, oyuncakların oyuncak olduklarını, gercek hayat olmadıklarını fark etmiştir ve artık gerçek hayata hazırdır. Oyuncaklara sırtını dönmüştür. Artık rüyalarına girmezler, artık hiç onları düşünmez. Ve başka bir çocuğun oyuncaklarla oynadığını görürse güler; anlayışla güler... anlayan bir gülüşle, bilgece bir gülüşle. "O bir çocuk," der. "Oyuncaklarla oynuyor." O, artık aşmıştır. Aşmak, kendiliğinden ortaya çıkan bir olgudur. Geliştirilmesi gerekmez. Yalnızca olgunlaşmışsındır. Belirli bir şeyin bütün saçmalığını görürsün... ve aşarsın.
Sayfa 145 - Ganj Yayınevi·Kitabı okudu
Cevap ver ama tepki verme. Formül, “ Alışkanlık yok,“ olmalıdır. Bir kaos içinde yaşamanı söylemiyorum ama alışkanlıklar vasıtasıyla yaşama.
Sayfa 142 - Ganj Yayınevi·Kitabı okudu
Anlaşılmak zorunda...
Neden bir guruya inanmalıdır? Neden bir ustaya inanmalıdır? Çünkü bilinmeyen senden çok uzaktır. O bir rüya, en fazla bir umut, bir dileğin gerçekleşmesidir! Sen beni dinle; ben keyif hakkında konuşuyor olabilirim ama bu keyif bir sözcük olarak kalır. Onu isteyebilirsin ama onun ne olduğunu bilmiyorsun; onun nasıl bir tadı olduğunu bilmiyorsun. O, senden çok çok uzakta. Sefalet ve keder içindesin. Sefaletinde ve kederinde umut etmeye, beklemeye, keyif istemeye başlayabilirsin ama bu işe yaramayacaktır onun gerçek tadına ihtiyacın var. Sana bunu kim verecek? Sadece onu tatmış olan bunu yapabilir: O, açıcı hale gelebilir. Katalitik bir ajan gibi hareket edebilir. Hiçbir şey yapmayacaktır; sadece varlığı yetecektir ve bilinmeyen ondan sana doğru akacaktır. O tıpkı bir pencere gibidir. Senin kapıların kapalı mı? Onun kapıları kapalı değildir. Senin pencerelerin kapalı ve onları nasıl açacağını unuttun mu? Onun pencereleri kapalı değildir. Onun penceresinden gökyüzüne bakabilirsin; onun vasıtasıyla bir göz atabilirsin. Bir usta, bir guru, bir pencereden başka bir şey değildir. Kişi onun içinden geçmelidir, kişi onu bir tatmalıdır - böylece sen de kendi pencerelerini açabilirsin; yoksa her şey sözde kalır. Tilopa'yı okuyabilirsin ama Tilopa'yı bulmadıktan sonra sana hiçbir şey olmaz. Zihnin, "Bu adam deli, halüsinasyon görüyor, rüya görüyor; o bir düşünür, bir filozof, bir şair," demeye devam eder. Ama bu nasıl olabilir? Mutlu olmak nasıl mümkün olabilir? Yalnızca sefaleti ve acıyı tanıdın, yalnızca zehri tanıdın. İksire inanamıyorsun; onu tanımadın ki nasıl inanabilesin? Bir usta, tam mutluluğun ete kemiğe bürünmüş halidir. İçinde mutluluk titreşmektedir. Eğer ona güvenirsen, titreşimleri sana ulaşabilir. Bir usta, bir öğretmen değildir; sana bir şeyler öğretmez. Bir
Sayfa 129 - Ganj Yayınevi·Kitabı okudu
“Az düşün, çok hisset.” Başlamak lazım…
Tamamen temizlenip bedeninin tazelendiğini hissettiğinde - kendini bir enerji yağmuru altında bütün bedeninle bir, ayrılmaz hissederken ve bedenin mevcudiyeti kaybolup, kendini maddeden çok bir enerji, bir hareket, bir süreç olarak duyumsarken - hazırsın demektir. O zaman yere diz çök. Yere diz çökmek güzeldir; Sufilerin çöktüğü gibi veya Müslümanların camide çöktüğü gibi yere diz çök çünkü bu latihan için en iyi pozisyondur. Sonra gözlerin kapalı olarak ellerini gokyuzüne doğru uzat ve kendini boş bir kanal, boş bir bambu gibi hisset; toprak bir kap gibi için bomboş olsun. Kabın ağzı başın olsun ve sanki bir şelalenin altında duruyormuşçasına enerji başına aksın. Ve sen ayakta duruyor olacaksın - Latihan'dan sonra bunu hissedeceksin; bir duş gibi değil, bir şelale gibidir. Sen hazır olduğunda daha güçlü olarak düşer ve bedenin kuvvetli bir rüzgârdaki bir yaprak gibi titremeye, sallanmaya başlar ve bir şelalenin altında durduysan bunu anlayabilirsin. Eğer hiç durmadıysan, bir şelaleye git, altında dur ve nasıl bir his olduğunu gör. Latihandan sonra da aynı şeyi hissedeceksin. İçinin boş olduğunu, içinde hiçbir şey olmadığını ve enerjinin seni doldurduğunu, tamamen doldurduğunu hisset. İçinde mümkün olduğu kadar derine gitmesine izin ver, böylece bedeninin, zihninin ve ruhunun en uzak köşesine bile ulaşabilirsin. Ve bunu hissettiğinde o kadar çok dolmuşsundur ki, tüm bedenin titremektedir yere çök, başını yere koy ve enerjiyi toprağa dök. Enerjinin taştığını hissettiğinde, toprağa dök. Gökten al ve yere ver ve arada boş bir bambu gibi ol. Bunun yedi kere yapılması gerekir. Gökyüzünden al ve yeryüzüne dök ve yeri öp ve dök - tamamen boş kal. Doldurduğun kadar boşalt, tamamen boş ol. Sonra ellerini kaldır, doldur ve yine dök. Bunun yedi kere yapılması gerekir çünkü her
Sayfa 127 - Ganj Yayınevi·Kitabı okudu
Reklam