Murat Sarıkaya

Murat Sarıkaya
@Muratsa07
LİSANS
ANTALYA
ANTALYA, 6 Kasım
458 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Bir İslam sufisi olan Cüneyt, bir gün Tanrı’ya komşularından birini sormuş: “Bu adam çok kötü ve butün köyde o kadar çok sorun yaratıyor ki insanlar bana gelip, 'Tanrına dua et, Tanrıya bu adamdan kurtulup kurtulamayacağımızı sor,' diyorlar." Ve Cüneyt duasının içinde gelen sesi duymuş: "Ben onu kabul etmişken, siz reddederek kim oluyorsunuz?" Cüneyt de otobiyografisinde şöyle yazmış: “Bir daha asla Tannrı’ya böyle bir şey sormadım çünkü bu gerçekten aptalca bir istekti. Eğer Tanrı bu adama hayat verdiyse, eğer onu hâlâ canlı olarak tutuyorsa, sadece canlı tutmakla kalmayıp onun serpilip gelişmesine izin veriyorsa ben kim oluyorum?"
Sayfa 121 - Ganj Yayınevi·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Cehalet içindeyken günah doğaldır. Aydınlanmada ise doğal olan erdemdir. Bu buda günah işleyemez; sense başka bir şey yapamazsın - yalnızca günah işleyebilirsin. Günah ve sevap senin kararların değildir, onlar senin davranışların değildir, onlar senin varlığının gölgeleridir. Uyanırsan gölge düşer ve aydınlanır. Ve gölge kimseye zarar vermez, veremez; onda bilinmeyenden, ölümsüzden bir koku vardır. Sadece senin üstüne bir kutsama gibi yağabilir; başka türlüsü mümkün değildir. Bir buda öfkelense bile bu, şefkattir başka türlü olamaz. Senin şefkatin gerçek değil; Buda'nın öfkesi de gerçek olamaz. Günah senin doğal gölgendir ve ne yaparsan yap - onu süsleyebilirsin, üstüne bir tapınak kurabilirsin, saklayabilirsin, güzelleştirebilirsin ama bir faydası olmaz - onu orada bulursun çünkü senin ne yaptığınla değil, ne olduğunla ilgili bir şeydir
Sayfa 115 - Ganj Yayınevi·Kitabı okudu
Gürültü ile ahenk arasındaki fark nedir? Aynı ses farklı şekilde düzenlenmiştir. Gürültüde bir merkez yoktur; notalar aynıdır. Piyano çalan deli bir adamın çıkardığı sesler gibidir; notalar aynıdır, ses aynıdır ama bir deli çalmaktadır bir merkezi yoktur. Eğer gürültüye bir merkez verebilirsen müzik haline gelir, o zaman bir merkezde birleşir ve her şey organik hale gelir. Tantra şu anki halinle senin bir gürültü olduğunu söyler. Bunda yanlış bir şey yoktur - bu yalnızca, senin bir merkezin olmadığını gösterir. Bir merkezın olduğunda, her şey yola girer ve her şey güzelleşir. Gurdjieff öfkelendiğinde, bu güzeldir. Sen öfkelendiğinde ise çirkindir. Öfke güzel veya çirkin değildir. İsa öfkelendiğinde, bu bir müziktir öfke bile. İsa tapınağa bir kırbaç götürüp tüccarları tapınaktan kovduğunda, bunda incelikli bir güzellik vardır. Buda'da bile bu güzellik eksiktir çünkü Buda tek taraflıdır. Buda'nın lezzeti İsa'nınki kadar iyi değildir. İsa'da biraz tuz vardır, öfkelenebilmektedir öfkesi bile varlığının bir parçası haline gelmiştir; hiçbir şey reddedilmemiş, her şey kabul edilmiştir. Buda öfkeyi özümsemiş, onu şefkat haline getirmiştir. Ve İsa eline kırbacı aldığında, bu şefkat nedeniyledir. Öfke tam gerekli miktarda olmalıdır. Ona hâkim olamazsan, çirkinleşir. Eğer yalnızca tuz yersen ölürsün. Tuzun bir oranı vardır ve bu oran gerektiği kadardır, kesinlikle gerektiği kadar. Bunu unutma. Yolda seni sakatlamak, kesmek, parçalara ayırmak isteyen pek çok kişiyle karşılaşacaksın. “Bu el kötü, onu kes! Bu göz kötü, onu at! Öfke kötü, nefret kötü, cinsellik kötü," diyeceklerdir. Seni kesmeye devam edeceklerdir ve seni bıraktıklarında sen bir kötürüm, bir sakat olarak kalırsın. Artık bir hayatın kalmamıştır. Bütün uygarlık bu şekilde kütürüm ve sakat hale gelmiştir.
Sayfa 90 - Ganj Yayınevi·Kitabı okudu
Faaliyet, hareketin alakasız olduğu durumlara denir. Bunu kendinde seyret ve gör: Enerjinin yüzde doksanı faaliyetlerde harcanmaktadır. Ve bu nedenle hareket zamanı geldiğinde hiç enerjin kalmamış olur. Rahatlamış bir insan saplantılı değildir ve içinde enerji birikmeye başlar. Enerjisini korur, enerji otomatik olarak korunur ve sonra hareket zamanı geldiğinde bütün varoluşu onun içine akar. Hareketin bütün olmasının nedeni budur. Faaliyet her zaman yarım yürekle yapılır çünkü kendini nasıl tamamen kandırabilirsin? SEN bile bunun faydasız olduğunu bilirsin. Sen bile bunu, içindeki sana bile açık olmayan hararetli nedenler dolayısıyla yaptığını bilirsin. Faaliyetleri değiştirirsin ama faaliyetler harekete dönüşmediği sürece bu işe yaramaz. Faaliyet senin kendinden kaçışındır.
Sayfa 71 - Ganj Yayınevi·Kitabı okudu
Bir Moğol imparatoru olan Avrangazab'ın yaşlı babasını hapsettirdiği söylenir. Avrangazabın babası Şah Cihan, Tac Mahal'i inşa ettirmişti. Avrangazab, onu tahttan indirdi, hapsettirdi. Avrangazab'ın otobiyografisinde, ilk bırkaç gunden sonra Şah Cihan'ın hapisten şikâyeti olmadığını çünkü ona her türlü lüksün sağlandığını söylemektedir. Şah Cihan bir sarayda tutuluyordu ve aynen daha önce yaşadığı gibi yaşıyordu; bir hapis gibi değildi; ihtiyacı olan her şey orada mevcuttu. Sadece bir tek şey eksikti, bu da faaliyetti - hiçbir şey yapamıyordu. Bu yüzden oğluna, "Tamam, benim için her şeyi sağladın, her şey çok güzel. Ama eğer benim için tek bir şey yapabilirsen çok sevinirim. Bana otuz tane oğlan getir. Onlara bir şeyler öğretmek isterim," dedi. Avrangazab buna inanmadı: "Babam niye otuz oğlana öğretmenlik yapmak istiyor?" Hiçbir zaman öğretmen olmak için bir eğilim göstermemıştı; hiçbir eğitim çeşidiyle ilgilenmemişti. Ona ne olmuştu? Ama isteğini yerine getirdi. Ona otuz oğlan gönderildi. Şah Cihan da tekrar imparator haline geldi otuz küçük oğlan. Bir ilkokula gittiğini düşün, öğretmen aynen bir imparator gibidir; çocuklara oturmalarını söylediğinde oturmak, kalkmalarını söylediğinde kalkmak zorundadırlar. Ve Şah Cihan bu otuz oğlanla eski saltanatının aynısı bir durum yaratmıştı - eski alışkanlık ve insanlara hükmetme bağımlığı devam ediyordu. Psikologlar, öğretmenlerin aslında politikacı olduklarından şüphelenirler. Siyasete atılmak için yeterli kendine güvenleri olmadığı için okullarda çalışıp oralarda başkan, başbakan, imparator olmuşlardır. Küçük çocuklara emirler verip onları zorlarlar. Ve psikologlar, öğretmenlerin sadist olma yönünde de bir eğilimleri olduğundan şüphelenirler, işkence yapmayı severler. Ve bunun için bir ilkokuldan daha iyi bir yer yoktur.
Sayfa 70 - Ganj Yayınevi·Kitabı okudu