Eğer ışık varsa, karanlık yoktur; eğer ışık yoksa karanlık vardır - ışığın yokluğu, bir şeyin varlığı değildir. Bu yüzden ışık gelir ve gider karanlık kalır. Yoktur ama kalıcıdır.
Işığı yaratabilirsin, yok edebilirsin ama karanlığı yaratamazsın, yok edemezsin: O, hiç orada olamadan hep mevcuttur.
İkinci olarak, varlık olmadığı için ona hiçbir şey yapamayacağını anlarsın. Ve eğer ona bir şey yapmaya çalışırsan SEN yenilirsin. Karanlık yenilemez, olmayan bir şeyi nasıl yenebilirsin ki?
Ve yenildiğinde, “O çok güçlü çünkü beni yendi," diye düşünürsün. Bu çok saçma! Karanlığın gücü yoktur; olmayan bir şeyin nasıl gücü olur? Sen karanlığa ve onun gücüne değil, kendi aptallığına yenilmişsindir aslında.
İlk önce savaşmaya başladın, bu saçmaydı. Olmayan bir şeyle nasıl savaşabilirsin? Ve unutma, şimdiye kadar var olmayan pek çok şeyle savaştın, onlar da aynen karanlık gibidir.
Bütün ahlak sistemi, karanlığa karşı bir savaştır, işte bu yüzden aptalcadır. Bütün ahlak sistemi, koşulsuz olarak karanlıkla bir savaştır, kendi içinde var olmayan bir şeyle savaşmaktır.
Nefret gerçek değildir, sadece sevginin yokluğudur.
Öfke gerçek değildir, yalnızca merhametin yoklugudur.
Cehalet gerçek değildir, sadece Budalığın, aydınlığın yokluğudur.
Cinsellik gerçek değildir, sadece brachmacharya'nın yokluğudur.
Ve bütün ahlak sistemi, olmayan şeylerle savaşmaya devam eder. Ahlakçı asla basarılı olamaz, bu mümkün değildir. Sonunda yenilmesi gerekecektir bütün bu uğraş saçmadır.
Ve din ile ahlak arasında bir ayrım vardır. Ahlak karanlıkla savaşmaya çalışır, din ise içeride saklı ışığı uyandırmaya çalışır. Karanlık umurunda değildir, yalnızca içerideki ışığı bulmaya bulmaya çalışır. Işık orada olduğunda karanlık yok olur işık orada olduğunda, karanlığa bir şey yapman gerekmez o zaten orada