Bir kez Tanrı'nı kendi içinde keşfettiğinde o zaman onu diğer insanların içinde de aynen görebileceksin. Onların da tapınak olduklarını bileceksin ve Tanrı orada olmak zorundadır çünkü onlar canlılar ve yaşam Tanrı'dır.
Bana göre yaşam ve Tanrı eşanlamlıdır, yer değiştirilebilir. Ve eğer ben bu iki kelime arasında seçim yapmak zorunda kalırsam; Tanrı kelimesi yerine yaşamı seçerdim çünkü Tanrı çok uzun zamandır rahipler tarafından sömürülmüştür ki neredeyse kelimeyi kirli, ağıza alınmaz hale getirmişlerdir. Yaşam kelimesini kullanmak daha iyidir ve hatta büyük harf "Y" bile kullanmadan sadece küçük harf "y" ile.
Sadece basit yaşam, sıradan yaşam, ilahidir.
Tanrı'nı, yaşamını, hakikatini içinde görebildiğin an, onu başka her yerde de bulacaksın.
O zaman onu ağaçlarda, hayvanlarda göreceksin. Onu her yerde göreceksin. Yaşam her nerede ise, Tanrı oradadır. Ondan sonra bütün varoluş bir tapınak haline gelir.
İnsanlar yalanlar içinde yaşarlar. Tabii bu yalanlar güzeldir, rahattır ve kullanışlıdır; onlar belli bir avuntu verirler.
Fakat sonuçta yalanlar yalandır, yardım edemezler. Onlar afyon gibi işlev gösterirler.
Onlar sana sefaleti unutmanda yardım edebilirler, onlar sakinleştirici gibi kullanılabilirler fakat gerçek hastalığı değiştirmeyeceklerdir. Onlar sadece semptomları saklarlar.
Ve dünyadaki milyonlarca insan kullanışlı yalanlara göre yaşamışlardır.
Onlara hakikat derler... onlara hakikat demek zorundadırlar.
Eğer onun bir yalan olduğunu bilirlerse, o zaman onunla yaşamak mümkün değildir.
Bilinçsizlik durumu ağacın kökleri gibidir. Ağacın kökleri yerin altında kalır, onları görmezsin.
Bilinçaltımız böyledir, yeraltında; onu görmeyiz fakat o her şeyi etkiler. Dalları etkiler, yaprakları, çiçekleri. Köklerimiz gizlidir fakat çok önemlilerdir; onlar ağacın en önemli kısmıdır.
Ve kişi köklerini anlamadığı sürece, bütün varlığına dair gerçek bir deneyime sahip olamaz.
Ağacın dalları bizim sözde bilincimiz gibidir: çok kırılgandır, çok ince bir tabakadır ve kolaylıkla herhangi bir kaza ile yok edilebilir. Sadece küçük bir kaza ve o çöker.
Birileri sana hakaret eder ve artık bilinçli değilsindir; birileri bir şeyler söyler ve sen meditasyonla ilgili her şeyi, farkındalığını unutursun. Delisindir! Bu delilik durumunda her şeyi yapabilirsin. Öfke geçici deliliktir. Delilik kalıcı hale gelmiş öfkeden başka bir şey değildir. Kişi öldürebilir.
Birçok katil mahkemede bunu yapmadığını söylemiştir. Eskiden onların hepsinin yalan söylediği düşünülüyordu fakat zamanla psikologlar şunun farkına vardılar ki bazıları kesinlikle yalan söylüyordu fakat bazıları hiç de yalan söylemiyorlardı.
Cinayet işlemiş olmalarına rağmen hatırlamıyorlardı. Bilinçaltındaki bir şey tarafından öylesine ele geçirilmişlerdi ki hiç de kendileri değillerdi, bu yüzden hatırlamıyorlardı. Bu tıpkı tamamen sarhoş birisinin sana bir şey söylemesi ve ertesi gün hatırlamaması gibi. Onu söylemistir, belki sende onun kaydı vardır fakat o da onu söylemediğini söylerken haklıdır: onu bilinçli olarak söylememiştir. Ve biz birçok hareketimizi bilinçsizce yaparız.
Bu yüzden bilinçaltımızı sadece ince bir bilinç tabakası çevreler. O bizim günlük rutin çalışmamız için yeterlidir: ofise gitmek, yazı yazmak, araba kullanmak, karına veya kocana birçok kez söylemiş olduğun aynı klişeleri söylemek. Hiç bilinç
Pencereleri, kapıları olmayan kapalı bir hücrede yaşıyoruz.
Bunun daha güvenli ve emniyetli olduğunu düşünürüz.
Bu ne güvenlidir ne de emniyetli, bu ölümdür. Bu bir mezarda yaşamaktır.
Cesaret en büyük tanrısallık niteliğidir, diğer her şey ikincildir.
Eğer cesaretli değilsen doğru sözlü olamazsın.
Eğer cesaretli değilsen sevgi dolu olamazsın.
Eğer cesaretli değilsen güven dolu olamazsın.
Eğer cesaretli değilsen gerçekliği sorgulayamazsın; bu yüzden cesaret önce gelir ve diğer her şey onu izler.
Fakat sözde dindar insanlar tam tersini öğretmektedirler. İnsanların cesaretli olmasına yardım etmektense, insanların daha da çok korkmalarına yardım ederler.
İnsanlarda Tanrı korkusu, cehennem korkusu, cezalandırılma korkusu yaratırlar ve korkulardan Tanrı sevgisi yaratmayı umarlar. Bu düpedüz saçmadır, imkânsızdır.
O aşk sadece korkusuzluğun içinden meydana gelebilir. Kişi ancak korkusuzluğun içinden mutlak olanı sorgulamaya gidebilir.
Bu uzun bir yolculuktur ve bilinmeyene yolculuktur. Korkaklar bu kıyıyı terk edemeyeceklerdir. Ve din; bu taraftan görünmeyen, diğer kıyı için büyük bir özlem demektir.