Geçmiş hiç yaşanmamış gibiydi; ciddiye almaya istekli olduğu hiçbir ders sunmuyordu ona. Gelecek ise asla adım atmaya yeltenmediği bir gizdi. Yalnızca bu anın bir anlamı vardı, yalnızca bu an onundu. (...)yalnızca bu an işkence edebilirdi ona, o sırada etmekte olduğu gibi.
Yüzü al al, kendi sesiyle ve açık yürekliliğin alışık olmadığı tadıyla sarhoş olmuş gibiydi. Bu tat şarap ya da ilk kez solunan özgürlük gibi allak bullak etmişti onu.
Çocukluğunda bile kendi küçük dünyasında yaşamıştı. İkili yaşamı -uyum gösteren dışsal varoluş ile sorgulayan içsel yaşantıyı- çok erken bir yaşta, içgüdüsel olarak kavramıştı.