Sonsuzluk, insanın anlam verme biçimine göre değişir. Kimine göre toprağa gübre olmak, kimine göre yeniden doğmak, kimine göreyse bütünüyle yok olmaktır. Ölüm, bu muammanın tek tanığı ve yanıtlayacısıdır. İnanç temelli kabuller bu denklemde yer almaz; inanç formülle denkleme dönüşemez.
Belki de grup seçilimi teorisinin bu güçlü çekiciliğinin sebeplerinden birisi, birçoğumuzun paylaştığı ahlaki ve politik ideallerle tamamen uyumlu olmasıdır. Bireyler olarak sıklıkla bencilce davranıyor olabiliriz, ancak daha idealist olduğumuz anlarda başkalarının iyiliğini kendilerininkinin önüne koyan insanlara saygı duyar ve takdir ederiz. Yine de ''başkaları'' sözcüğünü hangi genişlikte yorumlamak istediğimiz konusunda kafamız karışıktır. Sıklıkla grup içi özgeciliğe, gruplar arası bencillik eşlik eder. Bu, sendikacılığın bir temelidir. Başka bir düzeyde, ulus bizim kendimizi özgecil kurban edişimizden en çok fayda sağlayandır ve genç erkeklerden birer birey olarak ülkelerinin büyük şanı uğruna ölmeleri beklenir. Üstelik, haklarında başka bir ulusa mensup oldukları dışında bir şey bilinmeyen diğer bireyleri öldürmeleri için cesaretlendirilirler. (Garip biçimde, barış zamanında bireylere yapılan, yaşam standartlarını arttırma hızından ufak bir fedakarlık yapma çağrıları, savaş zamanında bireylere hayatlarını ortaya koymaları için yapılan çağrılardan daha etkisiz gibi görünür.)