“İçimde tekrarlandıkça ağırlığı artan ve işittiğimde bana diğer bütün isimlerden daha dolu, daha yoğun gelen bu isim, içimde sonsuza dek yazılı olduğu yere gelip oturduğunda, ağırlığıyla nefesimi kesiyordu.”
“Ansızın olduğum yerde durdum; yalnız bakışlarımıza hitap etmeyen, daha derin algılar gerektiren, benliğimize bütünüyle hâkim olan türden bir hayalin karşısındaymışçasına, kıpırdayamıyordum.”
“Kalbim, tıpkı alçak bir düzlükte bir kalafatçının onarmakta olduğu ilk kayık görüntüsünde, daha denizin kendisini görmeden, ‘Deniz’ diye bağıran bir seyyahın yüreği gibi çarpıyordu.”