Müzeyyen KAYA GÜLER

Müzeyyen KAYA GÜLER
@Muzeyyen60
Türk Dili Ve Edebiyatı Öğretmeni
Puan vermedi·158 syf.··
2020 41. kitabı
Kitabın ilk cümlesinde yazan kişinin “Hasta adamım ben.” deyivermesi merakımı iyice cezbetti. Neden böyle başlanır söze derken kitap ilerledikçe bu sözün az bile kalmış olduğunu fark ettim. Kitap 2 bölümden oluşuyor; ilk bölümde anlatan kişinin (yazar bu kişinin tamamen hayal ürünü olduğunu söylüyor) yeraltı diye tabir ettiği derinliklerinde neler olduğunu görüyoruz. Öyle cesur ifadeler var ki her birimizin içinde bunlardan birkaçının olduğunu ama itiraf edemediğimizi düşünüyorum. İkinci bölümde ise bu düşünceler hikayelerle beslenmiş. Kitabın ismi içeriğine tam uymuş çünkü anlatılanlar hepimizin halı altına atmak isteyeceği düşünce ve duygularımız. Bazen anlatan kişi kendisine haksızlık mı ediyor diye düşünmedim değil belki de abartıyordu. Ama neden abartı olsun ki? Herkes mükemmel olsaydı bu kadar kötülük kimden çıkıyor olacaktı. Bence asıl mesele bu taraflarımızın da farkında olabilmekte çünkü her birimizde kesinlikle var olan duygulardı anlatılanlar. Bu kişi kitap boyunca birinin çıkıp ona hayır ya bu kadar değilsin demesini bekliyordu sanki. Belki de bu yazılanlar bir yardım çağrısıydı bilemiyorum. İnsanın kendi yeraltından bu kadar haberdar olması güzel bir şey ama bunu kabullenmek, saygı göstermek de önemli diye düşünüyorum. Kişi kendisine saygı duymayıp başkalarından saygı beklememelidir. Okuyanların fikirlerine açığım bu konuda. Bir de bir Oğuz Atay tutunamayanı karşımdaymış gibi hissettim. Okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Gülhane Yayınları · 0159,7bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·158 syf.··
2020 41. kitabı
Fyodor Dostoyevski
7.9/10 · 159,7bin okunma
9/10
·316 syf.··
2020 40. kitabı
Yeni bir kitap, yeni bir dünya. İtiraf etmeliyim ki bu sefer oldukça sarsıldım. Bir gençliğin, güzelliğin adım adım çöküşüne şahitlik ettim. Öncelikle bu eserle alakalı hep söylenen sansür meselesine değinmeliyim. Yasak kalkar kalkmaz kütüphaneye koşup bu basımı aldım. Bendeki sansürsüz basımıyla karşılaştırarak okudum. Daha doğrusu sansürsüz basımı okurken şüphelendiğim bir yeri yanıbaşımda olan sansürlü basım ile karşılaştırınca o büyütülen şeyin ne olduğunu anladım. Kısaca Dorian’a aşkını itiraf eden bir erkeğin o itirafı farklılaştırılmıştı. Aslında oldukça gereksiz bir şey ama 19. yüzyıl olunca bu tür şeyler normallik kazanıyor. Neyse bu konuyu kapatıyorum ve hangisi okunursa okunsun bir şey kaybedilmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü asıl meselenin başka bir şey olduğunu düşünüyorum. Gençliğin çöküşü demiştim. Evet, Dorian gençliği, yakışıklılığı dillere destan bir erkektir. O masum yüzü görende hayranlık uyandırır, herkesi kendine aşık eder. Dorian bunu portresinin çizilmesi ile fark eder ve kendisi yaşlanırken resminin hep genç kalacağına sitem eder. Tüm içtenliğiyle tam tersinin olmasını diler. Ve dileği kabul olmuştur, yani öyle görünüyordur. İşte burdan sonra olaylar oldukça farklılaşır. Dorian akıl hocası diyebileceğimiz Lord Henry’in de etkisiyle gittikçe farklılaşmaya başlar. Yaptığı kötülükler herkesin diline dolanmıştır bile. Artık uğursuz ilan edilmiştir. Ve kendisinin bundan bir şikayeti yoktur. Bununla yüzleşene kadar. O sırada yaptığı şey beni şaşırtsa da birkaç dakika sonra aslında bunun beklenilen bir durum olduğunu fark ettim. Yazmak istediğim birkaç şey var ama romanı dahaca okumamış olanlara saygımdan söyleyemiyorum. Bir insanın ruhunun ölümüne şahit
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Everest Yayınları · 202099,3bin okunma
9/10
·432 syf.··
2020 39. kitabı
Okurken inanılmaz keyif aldığım, bitmesini hiç istemediğim, bazen eğlendiğim çoğunlukla ise hüzünlendiğim bir eser oldu Notre Dame’in Kamburu. Öncelikle Victor Hugo’dan okuduğum ilk kitap olduğunu söylemeliyim. Yazarın tarzını az çok anladığımı düşünüyorum, sırada Sefiller var iyice pekiştiririm artık. Mesela Dostoyevski’ye oldukça alıştığım için tüm eserlerini rahatlıkla okuyabilirim. Victor Hugo da öyle olacak hatta sırada Tolstoy var. Bir yazarın tarzını, fikirlerini anlayabilmeyi oldukça önemsiyorum. Kitabın kısaca konusu ise, Paris’te oldukça çirkin bir kilise zangocu Quasimodo ile güzelliği destansı bir kere bakanın gözlerini ayıramadığı çingene kızı Esmeralda’ nın aşkı. Ve birisi daha var. Gözleri aşktan kararmış, taparcasına Esmeralda’ yı seven Rahip Claude. Aslında bir filozofumuz da var bu aşkın içinde ama o bambaşka birisi. En çok onun maceralarında eğlendim, zaten kitap da onunla başlıyor. Bu kitap; evet çok vurucu bir aşk hikayesini anlatıyor ama bence aslında yazar bu aşkın arasına serpiştirdiği sözlerle, anlatılarla toplumsal sorunları anlatmak istemiş. Birçok konuya değinmiş, okuyucuya birçok mesaj vermiş. İşte beni etkileyen de bu kısımlar oldu.Paris’in karanlık taraflarına çekinmeden girmesi, korkusuzca gerçekleri söylemesi hayranlık verici. Bazı kitaplar olur ya okuduktan sonra aklınızdan çıkmaz, hep zihninizin bir köşesinde kalırlar. Bu kitap da öyleydi. Okuyanı kolay kolay bırakmaz. Çarpık mimari, adaletsiz mahkemeler, tek kişilik yönetim, cahil insanlar daha neler neler... Okuduğumda şunu anladım ki iletişimsizlik, karşıdakini dinlememe ya da karşıdaki kişiye kendini anlatamama dünyanın en büyük felaketlerinden. Bunu tüm çıplaklığıyla bu kitapta da gördüm.
Notre Dame'ın KamburuVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202242,2bin okunma