Bir zamanlar bu topraklarda sevgi, bir mistrâlık çayın buğusunda büyürdü.
Bir çift gözün içindeki sıcaklık, bir sözün ağırlığı, bir omuzun güveni yeterdi.
Mutluluk, bir elin diğerine değmesiydi; özlem, bir kapı aralığından duyulan ayak sesiydi.
Ama sonra…
Bir şey oldu.
Hem de sessizce.
Sokağa bir baktık, sevgi artık banknotla ölçülüyor.
Aşk, hediyenin fiyat etiketinde tartılıyor.
Cinsellik bile duygudan kopup “ödeme koşulları”na bağlanmış.
Mutluluk, bir çiçeğin kokusunda değil; bir faturanın kabarık rakamlarında aranır olmuş.
Ve biz farkına bile varmadan duygularımızı, paranın terazisine bırakmışız.
“Beni mutlu etmek için para lazım” diyenler çoğaldı.
“Motivasyonum hediye ile gelir” diyenler.
“Para yoksa duygu da yok” diye bakanlar.
Kim bilir… Belki onlar da zamanında sevgisizliğin faturasını ağır ödediler,
Belki değer görmeyi yalnızca bir paketin içinden öğrenmişlerdir.
Ama gerçek şu ki,
Bu ülkede gizliden gizliye koskoca bir yorgunluk birikti.
İnsanlar incindi, kırıldı, güvensizleşti.
Ve güveni satın alabileceğine inanan bir nesil doğdu.
Oysa unuttukları bir şey var:
Para, sadece dokunur. Duygular ise ruhu titretir.
Para, bir süre idare eder.
Ama sevgi, kalbi onarır.