insan, evrendeki öbür
varlıklardan farklı olarak, asla kesinlikle insan değildir, tersine, insan
olmak demek, insan olmamak tehlikesine açık bulunmak demektir,
yaşayan sorun, salt ve tehlikeye açık serüven ya da, benim sık sık söylediğim gibi, özünde dram olmak demektir! Çünkü ne olacağını bilmediğimizde, her anımız salt tehlike ve tir tir titreten riziko
olduğunda ancak dram sözkonusudur. Kaplan kaplanlığını elden
bırakamaz, kaplanlığından çıkamazken, insan sürekli olarak
insanlığından çıkma rizikosunda yaşar. Öbür hayvanlar gibi başına
şu ya da bu gelmesi sorunu ve durumuyla karşılaşmakla kalmaz, kimi zaman insan olmaktan çıkmak gibi bir tehlikeyle yüz yüze kalır.
İnsan yerli yerinde iş
göreceğinden, uygun olanı yapacağından asla emin olamaz. Bu da
düpedüz şu korkunç anlama gelir: Evrenin tüm öbür kendiliklerinden farklı olarak, insan, kaplanın kaplanlığından,
balığın balıklığından emin olduğu gibi, gerçekten insan olduğundan
asla emin olamaz.
Eylemden, ancak daha önce insanın tefekküre
dalması oranında söz edilebilir; bunun tersi de geçerlidir, benliğe dalma
gelecekteki eylemi tasarlamaktan başka bir şey değildir.
Hayvan salt ötekileşmedir. Kendi benliğine dalamaz. Bu nedenle, dışarıdaki şeyler onu tehdit etmez ya da okşamaz olunca,
ona boş zaman bırakınca, kısaca, hayvan kendinden başka olan
şeyler tarafından oynatılıp sürüklenmez olunca, zavallıcığın gücül
varlığı sona erer: uyur, kalır. Hayvandaki o büyük uyku yeteneği,
ilkel insanda da bir ölçüde süren, insanlık eşiğinin altındaki
uyuşukluk bundandır; tersine, uygarlaşan insanda uykusuzluk artar,
içsel yaşamı yoğun insanlar hemen hemen sürekli -kimi kez
korkunç, baş edilmez- bir uykusuzluktan yakınırlar.
İnsan geçici bir süre için kendini nesnelerin köleliğinden sıyırma yetisi birbirinden çok ayrı iki gücün varlığını gerektirmektedir. Biri, ağır bir tehlikeye düşmeksizin çevredeki dünyayla az çok uzun bir süre ilgisini kesebilme; öbürü, dünyadan çekildiğinde gidecek, kalacak bir yerinin bulunması.