Zerafet, ne güzel kelimesin sen öyle...❣
Her tavrın bir zerafeti vardır.
Oturmanın, kalkmanın, eşyaya bakmanın…
Gönüllerdeki zerafet dışa yansıdıkça, hayat güzelleşir.
Bir zarif adam dedi ki:
“Çocukluğumu hatırlarım, biraz hızlı yürüsem, ayağımı yere vurarak bassam; kızarak, parlayarak değil; inandırarak, anlatarak...
"Her şeyin bir canı var yavrum, tahta incinmez mi?"
Bizi üstünde gezdiriyor, bizim de ona hürmet etmemiz gerekmez mi?" derlerdi.
Bardağı yere koyarken ses çıkarmak ayıptı.
Bardak ve konulduğu yer incinmemeliydi.
Uyandırılmak istenen kişinin yastığına hafifçe vurularak :
"Âgâh ol erenler! "denilirdi.
"Ben” diye konuşulmaz, “fakir” ifadesi kullanılırdı.
Şayet ağızdan “ben” sözü kaçsa, derhal ilave edilirdi, “benliğime lanet!”…
Gelen misafirin ayakkabıları içeri doğru çevrilirdi.