"Aşk öyle bir şey değil," dediğimde kaşını kaldırdı. Ona aldırmadan devam ettim. "Ben âşık olmalıyım dediğinde âşık olmazsın. Belki onu hissedersin, yakında bir yerlerde dersin ama o kişi aslında farkında olmadan sana gelmek üzeredir. Ya da onu görmüşsündür ama o an hislerine bir isim verememişsindir. Ben âşık olacağım dediğinde olmazsın. Aşk seni oldurur. Gelir, seni yakalar, istediğini alır. İstediğin kadar kaç, üstünü ört, oradadır. Örtünün altında saklanıyordur."
Ben neden doğmuştum ki? Nasıl zalim bir Tanrı, şanslı bir azınlık Karayipler’deki yatlarında martinilerini yudumlarken, başka bir yerde insanların öz çocuklarına bu tür zorluklar yaşatmasına izin verirdi?