Ev bir zindandan farksız. Öyle gelmiyor mu sana da?”
“Bana saray gibi geliyor, efendim.”
“Gözlerinde hâlâ toyluğun büyüsü var da ondan,” dedi. “Bu büyü gözlerini kamaştırıyor. Yaldızların aslında çirkef, atlas örtülerin de örümcek ağı olduğunu seçemiyorsun. Senin mermer sandığın şeyler adi birer kaya parçası, cilalı maun gördüklerin keresteden ibaret.”
Üşüyorsun, hastasın, aptalsın!”
“Kanıtla!” diye çıkıştım.
“Birkaç sözcük yeter buna: Üşüyorsun; çünkü yalnızsın, içinde gömülü duran ateşi hiçbir insanın yakınlığı alevlendirmiyor. Hastasın; çünkü duyguların en güzeli, insanoğluna bağışlanan en tatlı, en yüce duygu senden uzak duruyor. Aptalsın; çünkü onca acı çekerken gene de mutluluğu yanına çağırmaktan kaçınıyorsun; onun seni beklediği yere doğru bir adım atmaya bile yanaşmıyorsun.”