Naz

on ikiyi beş geçe
Zaman, can çekişirken, Akrep, yelkovan arasında; Bir adım öteye gidemezken geceden, Ay, ışığını çekerken sinesine, Yıldızlar çekilirken kuytu karanlıklara, Hüzün, bakır bir çaydanlıkta demleniyordu, Ve ben, son sigaramdaki dumanları da Hapsediyordum içime, Saat on ikiyi beş geçiyordu. Ekmek bıçağında dilimleniyordu ömrüm; Masum, yalınayak çocukluğum; Umudun kıyısından geçmeyen gençliğim, Ulu orta seriliyordu, harami sofrasına, Düş bahçelerim yağmalanıyordu, Herkes payına düşeni alıp giderken. Bütün kimsesizliğimle, Bütün çaresizliğimle, Bütün çıplaklığımla, kalıyordum karanlığın Koynunda; Üşüyordum, Tepeden tırnağa buz kesiyordu yalnızlık. Saat on ikiyi beş geçiyordu. Dişlerimle, şafağı sökmek isterken karanlığın Göğsünden; Gün ağarıyordu saçlarıma, Tel tel, Raylarımdan çıkıyordum, Vagonlarım kopuyordu bir biri ardına, Savruluyordum, Bir cinayete kurban gidiyordum,
Şiir
Reklam
Umudu sevmek dünyanın en güzel sesinden şarkı dinlemek gibidir...
1000Kitap
Karanlık sokaklar kör, sağır, dilsiz...
Müzik
Sen duydun mu sustuklarımı... Oğuz Atay
1000Kitap
Mem ararat'ın dediği gibi; Nızanım tu xevnî an ji rastiye ay dîl... Bilmiyorum sen rüya mısın yoksa gerçek mi ey kalbim...
Müzik