İkili ilişkilerin temel dinamiği saygı, uzlaşma ve hoşgörüdür. Karşındakini olduğu gibi kabul edebilmek ve ona olduğu kişi olarak saygı duyabilmek gönül ilişkilerini sağlam temellere oturtur. Bugün, belki de toplumsal çürüyüşümüzün bir tezahürü olarak, çiftlerin birbirlerine tahammül eşikleri çok düşük. Birlikte yeni bir hayat kurmak, belli noktalarda buluşmak ve ortak hareket edebilme kabiliyeti geliştirmekle mümkün.
Samimiyet biraz da herkesin hak etmediğini, bir ya da birkaç kişiye, yani hak edene aktarabilme lüksü değil mi? Bu sayede karşımızdaki insan da kendini özel ve değerli hisseder, sahici bağlar da işte böyle kurulur.
Bence Cumhuriyet Devrimleri’ni bir Anadolu Rönesans’ı olarak tanımlamak mümkün. Tarih boyunca büyük devrimler hep kanlı olmuştur. Türkiye’de ise kansız bir devrim gerçekleşti ve bu büyük ölçüde aziz Atatürk’ün insancıllığından kaynaklandı. Avrupa’nın 400 yılda yaptığı devrimi biz 80 yılda gerçekleştirdik.
Kendini dünyaya kapatmanın en yaygın yolu ise yobazlıktır. Kendimize verdiğimiz en büyük zararın kökeninde bu yobazlık var. Bir düşünceyi hayatın merkezine koyarak onun dışındaki tüm seçeneklere kendini kapatmayı çok tehlikeli görüyorum. Dünyayı anlamak için her fikri dinlemeye açık olmak, onları değerlendirerek kendi doğrunu bulmak çok kıymetlidir.