• Sizlere çok önemli bir adam ve çok önemli bir kitabı tanıtmak istiyorum: Vamık D. Volkan ve kitabı Kimlik Adına Öldürmek. Bu, her yerde bulunan ve ucuz bir kitap değil. Sevgili Serkan Hocam sağolsun bana güvendi ve kısa bir süre için emanet etti.

    Vamık Volkan, İngiliz tabiyetinde doğmuş bir Kıbrıs Türkü. Freud'un Psikanaliz ekolünden​gelen bir psikiyatrist​. Ankara Tıp, ABD ve İsrail Üniversitelerinde kariyer yaptı. Sigmund Freud Ödülünü​ aldı, Nobel Barış Ödülüne​ aday gösterildi.

    Elimdeki eseri psikoloji ve sosyoloji teması taşıyor. Faik Sabri Duran, İnsanlar Alemi kitabında, insanlığın ilkel dönemini yaşayan kabilelerden örnekler​ verir ve onların aynı adada yaşasa bile türlü işaretlerle kendilerini "diğerleri"nden ayırmak için neler yaptıklarını anlatır. Psikanalist Eric Ericson, Yalancı Türleşme adıyla bu durumu açıklıyor.

    Vamık Volkan, bu yaklaşımı, etnik, ulusal, dinsel ve ideolojik Geniş Grup Kimliklerine uyguluyor. Amacı, 11 Eylül saldırısı sonucu keskinleşen dünyaya, kitlesel trajedilere, barışçıl yollarla çözüm aramak.

    Vamık Volkan'ın Atatürk ile ilgili de bir eseri bulunmakta. Kendi alanında: Kozmik Kahkaha, Divandaki Düşmanlar, Fanustaki İnsanlar, Düşman ve Yandaş Edinme Gereksinimi gibi kitapları var.

    Vamık Volkan'ı araştırdıkça yeni şeyler buluyoruz. Bu kitabını da henüz yeni okumaya başladım. İleride bir paylaşım daha yapmak istiyorum...
  • Yaşayan İslam'ın bilinçaltında kadın fazla şehevî, entrikacı, hilebaz, korkulası bir şey. Bunun için kadının özgürlük ve sorumluluğu kendine bırakılmaz. Erkeğin erkeğe karşı sorumluluğunda nesnedir. Seçimleri, alanları, sosyal tutumu, hatta giyim kuşamı bile erkeklerce belirlenir.

    İran'da halk düzeyinde, Suudiler'de devlet düzeyinde geç kalmış bir uyanış başladı. Türkiye, büyük insan Atatürk ile yüz yıl önce üzerinden attığı sorunlara yeniden dönüp saplandı.

    Modern devlete geçişte bizim coğrafyamızda din adamları kadının ortak alan ve bilgiye erişimi konusunda çok gürültü çıkarttılar. Batı'ya öykünmekten sözde korku duydular.

    Oysa Batı'nın modernizminde evrim bizdekinden farklı yürüdü. Onlarda devlet dinle / kiliseyle boğuştu. İçerik değişikliği onları bir şeylere mecbur bıraktı.

    Bizde devlet yoksa din de yoktur. Şeklen yaşanan değişimler içeriği hazırladı. Tartışmayı uzatmak, inancı hayatın gerisinde bırakmakla eş anlamlı hale geldi.

    Fetna Ayt Sabbah, konunun sosyolojik ve kültürel boyutuna pek girmeden, zengin bir edebiyat ve teoloji birikimine başvurup anlamlı bir kitap yazmış. Okumalı...
  • Bu kitap, Atatürk'ün hayatını "değiştirmeye" yeter bir kitap olamaz. Kitabı kendince bu nitelikte bulan Ahmet Almaz, ilgi çekmek için bu abartılı söze başvurmuş olmalı.

    Önsözde de "Filibeli Ahmed Hilmi, bu kitabı Tanrının varlığını kanıtlamak için yazdı" diyor. İki defa okudum ve bunun doğru olmadığını anladım. Filibeli'nin bu kitapta yaptığı şey, ince bir fikri hem doğu hem de batı filozoflarının düşüncelerine dayanarak söylemek olmuş: Tanrı, en fazla BİLİNEMEZLİK noktasına indirilebilir; inkar seviyesine indirilemez.

    Tanrı ve ruh konusunda kendince kuramlar yapıp haddini çokça aşmış biri vardır: İngiliz BERKELEY. Bu adam madde ve objektif varlığı tümden yok sayıp, sadece soyut alanın "var" olduğunu; insan zihni dışında madde ve evrenin olmadığını iddia etmiştir.

    Nazım Hikmet, 835 Satır kitabında Berkeley'e yanıt olarak ağır bir dilde şiir yazdı ve onun bu dingüder kuramını yerden yere vurdu:
    ,
    "...dışımızda bize bağlanmadan var olan

    varlığı inkar ediyorsun!

    şu mavi denizde yüzen beyaz yelkenli gemi

    kendi kendinden aldığın fikirledir, öyle mi?

    madem kendi fikrindir yüzen gemi

    madem kendi fikrindir umman

    ne zaman var ne mekan!

    ne senin haricinde bir vücut

    ne senden evvel kimse mevcut

    ne senden sonra kainat baki...
    ,
    bir sen bir de allah hakiki..." demiştir.

    Ben teolojik anlamda Newton'a katılıyorum. Diyor ki, "Ey insan! Bir matematikçi olduğunda ne kadar yüce ve güçlüsün. Bir ilahiyatçı olmaya kalkıştığında ise ne kadar küçük ve zayıf olduğunu anlıyorsun!"

    Soyut / Subjektif alanda BİLMEK ve İSPAT etmek gibi sözler hiçbir anlam ifade etmiyor. Bu kitaptan bence Atatürk'ün çıkardığı tek anlam "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" olmuştur...
  • 27 Mayıs 1960 ihtilâlinin karmaşık bir denklemi var:

    Yeni bulgular eşliğinde, özetle, kendini Tanrı'nın seçtiğine inanan bir başbakan, mutsuz, kaygılı bir halk, cumhuriyet sonrası ilk müdahalesini yapmak zorunda kalan bir ordu ve bunların arasındaki gerilimi fırsat bilen ABD...

    Demokrasinin getirdiği, istifa, özür dileme, referandum, reform, meclis, seçim, anayasal roller gibi uygar nimetleri bilmezden gelip, "Ben sabık başbakan olmayacağım" diyerek, darbeden başka yol bırakmayan bir Menderes...
    .
    Ve sonuç: Çok sesli, çok partili yaşama geçişte bir sarsıntı; kötü bir başlangıç...

    Psikologların, ruhbilim açısından çok zengin zıtlıklar barındıran Menderes'i ve onun özellikle İnönü alerjisinin altında yatan derin hastalığı bulmalarını isterdim. Bu çalışma, günümüzde de aynı hastalıktan muzdarip olanları anlamamızı sağlar...

    Şevket Süreyya Aydemir'in hayranıyım. Kendini çok iyi yetiştirmiş; eşsiz yapıtlar bırakmış bir aydın. Yaşamında bir imparatorluğun yıkılışını, Atatürk'ü, ihtilâlleri görmüş bir insan. Fakat sanırım onun yaşamında en çok iz bırakan şey 27 Mayıs 1960'tır.

    Yazdığı kitaplar bu olay üzerinde çok durur.

    Sosyal bilimler, tarih, sosyoloji gibi alanlarda uğraşanlar Aydemir'i ve özellikle darbe - ihtilâl - inkılâp - kaos - anarşi gibi kavramların tam anlamını öğrenmek, kavram kargaşası içine düşmemek için bu kitabı okumalılar...
  • Hem Kültepe hem de Duttepe'de yaşayanlar rüyalarında düzenli aralıklarla ve şaşırtıcı benzerliklerle aynı kişileri görüyorlardı:
    Erkek çocukları: İlkokuldaki kadın öğretmen
    Kız çocukları: Atatürk
    Yetişkin erkekler: Hazreti Muhammed
    Yetişkin kadınlar: Adı belirsiz, uzun boylu, Batılı bir film yıldızı
    Yaşlı erkekler: Süt içen bir melek
    Yaşlı kadınlar: İyi haber getiren genç postacı
    Orhan Pamuk
    Sayfa 102 - Yapı Kredi Yayınları
  • ... , "Geldikleri gibi giderler" demişti. Bu bir düş kurma ifadesi değildi, zira, kurmay kafası gideceklerini anlar; "Bunlar yorgun. Biraz uğraşırsan, aklını başına toplarsan, teslim olmazsan gider bunlar" diyordu ve nitekim gittiler.
  • "Yurdumuzda aydınlığa karşı güçlü bir direnme vardır. Bunlar, ortaya Atatürk gibi güçlü adamlar çıkınca sinsi sinsi yatıp uyur görünse de, buldukları ilk fırsatta başlarını deliklerinden çıkarırlar..."
    Fakir Baykurt
    Sayfa 93 - Literatür Yayınları - 11. Basım