Kitap epey esnek diyebileceğimiz bir tarih anlatımına sahip. Atatürk hakkında bilgi, belge, rivayet, dedikodu, roman ve hikaye gibi edebi eserler; ne varsa, ne bulunduysa kullanılmış. Kaynak yetersizliğinden sanırım bazı yerlerde hikaye-roman yazımında kullanılan diyaloglara dahi başvurulmuş. Kimliği belirtilmeden “bir arkadaşı” gibi söylemlerle alıntılar, anılar paylaşılmış. Kime, neye ve Atatürk’ün hangi eylemine dayanarak üretildiği belirtilmeyen bolca yorum var. Buna ek olarak siyasi anlamda; felsefi boşlukları, tarafgirliği ve propaganda üslubu yapılan doğru analizleri de gölgeliyor.
“Kemal Atatürk, yeni bir Türkiye yaratmıştı. Onu tecrübeli bir şefin, verimli bir yönetimin ve sırası gelince daha liberal bir şekilde gelişebilecek esnek bir parlamenter sistemin ellerine bıraktı. Ülkesini ortaçağdan çağımızın eşiğine, hatta bundan bir adım ileriye getirmişti. Gerideki boşlukları doldurup ülkeyi yeni alanlarda daha ileriye götürmek, ondan sonra yerine geçeceklere düşen bir görevdi.”
Bu cümle kitabın “Son Söz” bölümünün ilk cümlesi. Siyasal açıdan kitabın genel havasını çok iyi yansıttığını düşündüğüm için paylaşıyorum. Ülkesi, milleti ve halkı adına bütün demokratik doğruları yapan, yazarın kendi deyimiyle “çağın bir adım ötesine” taşıyan Atatürk, her doğru adımı sonrasında liberal angajmana sokularak diktatör ilan ediliyor.
O tarihlerde ve hala monarşi kalıntıları ve uygulamaları taşıyan, kadın hakları dahil birçok yönden bireysel eşitliği sağlayamamış İngiltere ve yine siyahilere ırkçılık uygulayarak demokratik haklarını vermeyen ABD her nasılsa demokratik ilan ediliyor ama halkının bütün demokratik haklarını kanun ve yasalarla güvence altına almış Atatürk’e diktatör etiketi vuruluyor.
Hayatını demokratik kurumsallaşmayı gerçekleştirmek ve demokratik bir