İçinde korkunç bir karışıklık varmış gibi hissediyordu. Kendi kendine hâkim olamamaktan korkuyordu. Tutunacak bir şey, düşünecek, kesinlikle kendisinin dışında bir şey bulmaya çalıştı ama bulamadı.
Soru şuydu: Hastalık mı suçu doğuruyor yoksa suçun kendisi mi, bir şekilde, kendine has doğası nedeniyle hastalığa hep eşlik ediyordu? Hâlâ buna karar verecek gücü bulamamıştı kendinde.
Son âna dek, bir insanı sırf iyilikten tavuskuşlarıyla süslerler, kötü bir şey gelmez akıllarına; madalyonun öbür yüzünü hissetseler bile, daha önceden kendilerine tek bir kelime etmezler; tek bir düşünceye saplanırlar; iki elleriyle birden uzaklaştırırlar gerçeği, ta ki süsledikleri kişi onlara kendi burnunu gösterinceye dek.