Erkeklere hangi duygulara sahip olması gerektiği, bunları nasıl deneyimleyebilecekleri ve nasıl kontrol edebilecekleri öğretilmektedir. Bu eril öğretiler karşısında erkekler hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha sert görünerek duygularını baskılamaktadırlar. Erkeklerin kültürel, cinsiyete dayalı yapılarla uyumlu olarak ölüm, acı, keder ve kayıp deneyimleri hakkında konuşamamalarının ve yine heyecan, sevinç, mutluluk, kahkaha gibi duygu durumlarını göstermemelerinin depresyon ve diğer zihinsel sağlık sorunlarına yol açtığı görülmektedir (O’Neil, 2010).
Erkekler duygularını ifade etme yollarıyla ilgili yaptırım ve baskılara çoğu zaman kendi hem cinsleri tarafından maruz kalmaktadır (Connell, 1995; Jeleniewski, 2007; Kimmel, Brod & Kaufman, 1994).
Eril kültürlerde, erkekler geleneksel olarak katı duygusal ifadeleri içselleştirmiştir ve hiçbir şey hissetmemeye ya da en azından bu duygularını göstermemeye şartlandırılmışlardır.
Kadınlar ve erkekler içinde yaşadıkları toplumun bir parçası olarak, toplum tarafından üretilen cinsiyet rollerini benimserler ve uygularlar; aksi takdirde diğerleri tarafından erkeklik ve kadınlıkları sorgulanmakla kalmaz aynı zamanda toplum tarafından damgalanır ve sosyal olarak dışlanırlar.
Hem ırk önyargısı hem de ahlaki kararlarda aynı beyin bölgelerinin çalıştığını görmek, bize ırk önyargısının toplumsal ahlak kuralları, standartları ve koşulları tarafından öbekleştirildiğine işaret eder.